İnanılmaz gerçekler  07 Kasım 2007

 
 
Anlatan: BELMA UĞUR
Tarih: 13-MART-2005
Yer: SAMSUN
Hayatımın gerçeğiyle karşılaştığımda 18 yaşında idim.Çok mutlu bir ana babanın tek çocuğu olarak yaşadığım o güzel yıllar babamın ani ölümü ile geçmişin anılarına sonsuza kadar gömülmüştü.

Babam yaşamın ışığını da beraberinde götürmüş annemle beni karanlığın kalbine terk etmişti.Altı ay boyunca her gece annemle geçmişi yaşayıp mutlu yuvamızı anıyorduk. Yine öyle gecelerden birinde artık bu evde yaşayamayacağımıza dair ani bir karar verdik.Hemen ertesi gün emlakçiye giderek evi satmak istediğimizi söyledik.Emlakçi evin üzerine satılık levhasını yapıştırdığı günün gecesi birden evin içinden garip sesler gelmeye başladı. Sanki bir kişi hızlı adımlarla bulunduğumuz odada geziniyordu.

Annemle göz,göze geldiğimizde ikimizin de aynı sesleri duyduğunu anladık.Annem yavaşça yerinden kalkarak yanıma geldi ve Belma sanırım köpek bahçede huzursuz landı istersen onu içeri alalım,hem bize de arkadaş olur diyince annemin benim korkmamam için duyulan seslerin köpeğimiz cano ‘dan geldiğini anlatmak istediğini anladım ve üstelemeyerek kabul ettim.

Cano’yu içeri aldıktan on dakika sonra aynı seslerin daha belirgin ve koltukla duvar arasındaki bölgeden geldiğini çözdüğüm an cano yattığı yerden fırlayarak ve başını yukarı kaldırarak duvarla koltuk arasında koşarak havlamaya başladı.

Artık bu durumun önemini anlamış birbirimize sarılarak dua okumaya başlamıştık ki ayak seslerinin çok belirgin bir şekilde salonun yanındaki merdivenlere doğru ilerleyerek üst katlara çıktığını gördük cano’da kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırmış şekilde havlamadan ama ipnotize olmuş gibi ayak sesleriyle birlikte üst kata çıkmaya başladı.

Annem beni hemen kapıya doğru çekti ve üzerimize elimize ilk gelen şeyleri alarak bahçeye doğru kaçtık. Bahçe kapısından çıkarken nedensiz biçimde kafamı eve doğru çevirdim ve pencerede babamın bize çok kızgın bir şekilde bakan yüzüyle karşılaştım.

Kendime geldiğimde komşuların evinde yatıyordum.Annem perişan bir şekilde ağlıyordu.Yaşadıklarımızın ne olduğunu anlatamıyorduk.

Ertesi gün eve geldiğimizde olayı dehşet içinde çözdük. Annemin çantasında olduğundan çok emin olduğumuz evin tapusu babamın çalışma odasındaki masasının üzerinde duruyordu.

Babam çok emek vererek ve çok severek yaptırdığı evi satmamızı açıkça istemiyordu.Bunu bize daha net nasıl anlatabilirdi ki .

Aradan yıllar geçti;

Evlenip Samsuna yerleştim.Annemin ölümünden sonra ise her yaz çocuklarımla İstanbul’a gidiyoruz bahçeli evimizde çocuklarım oynarken bende geçmişteki güzel anılara dönerek geçmişi yudum,yudum bir daha yaşıyorum.

HAYALET

Anlatan: SERPİL AK
Tarih: 22-NİSAN
Yer: İSTANBUL

Sayın Türkoğlu;sayfanızı okuduğum ilk günden itibaren bizzat yaşandığına şahit olduğum bir olayı nasıl anlatacağımı düşünürken,O şahsın ailesi ile görüşerek ve kimlik açıklamadan yazacağım olayın iznini almayı uygun gördüm.Anlatacağım olay çok yakın arkadaşımın başından geçti ve bu olayın sonlanması için yıllarca uğraşmamıza rağmen başarılamadı…

Her şey ev arkadaşımla üniversite’nin son günlerinde yaşanmaya başlandı.O yıllarda her ikimizde hukuk fakültesinin son sınıfındaydık.Bir gece arkadaşımın odasından boğuk sesler duyarak yanına koştum.Arkadaşım E…. Yatağın içinde birisiyle mücadele eder gibi çılgınca boğuşuyordu.Benim odaya girmemden bir iki saniye sonra sanki bir hava akımının yer değiştirmesi gibi soğuk bir hava akımının yanımdan geçtiğini hissettim.

Yatağın içindeki arkadaşım korku içinde titrerken yüzündeki ve boğazındaki kızarıklıklar kısa bir süre sonra morluklara yerini bıraktı.Neler olduğunu anlamaya çalışırken arkadaşım titreyen sesi ile gördün mü.? Bana saldıranı gördün mü diye adeta haykırıyordu…Görmemiştim ama hissetmiştim.Anlatmasını istediğimde olanları anlatabilmesi saatler aldı.Onun gördüğü benim ise soğuk bir hava akımı halinde hissettiğim olay garip bir varlığın aniden ortaya çıkarak arkadaşıma saldırması idi…

Bunun mantıklı bir izahı elbette ki yoktu..Oysa yaşandığını biliyorduk..Sabah erkenden psikolağa gittik olayları dinleyen doktor uyku sırasında görülen kabusların sonucu arkadaşımın kendine zarar vermiş olabileceğini söyledi..
Böyle olabilmesi bizim içinde büyük bir rahatlama olacaktı bu nedenle bu olayın böyle olabileceği fikrini seve,seve kabul ettik.Aradan iki hafta geçmişti ve son finaller için masada karşılıklı oturmuş çalışıyorduk.Birden arkadaşımın korku dolu gözlerle başının biraz üstündeki boşluğa baktığını fark etmemle birlikte masadan fırlayarak arkadaşımın yanına koşmak istedim.Tam iki adım kala garip bir kuvvetle fırlatıldım orta sehpanın üzerine düşmüştüm camlar kırılmış ufak tefek yaralarla sehpanın içine sıkışmış çıkamıyordum.Arkadaşım E…. İse boğuk sesler çıkararak nefes almak için çaba sarf ediyordu elleri ise oturduğu sandalyenin kenarlarına yapışmış sanki kalkmak için kuvvet alıyordu..Bulunduğum yerden AYETİL-KÜRSÜ’YÜ okumaya başladım kısa süre sonrada o soğuk esintinin oda da dolaşarak yok olduğunu gördüm.Bunların kabus olması mümkün değildi..Ellerini kesinlikle kullanmadığını gördüğüm arkadaşımın boğazı yine sanki boğulmuş gibi halka şeklinde morarmaya başlamıştı..Biraz kendimize geldikten sonra İzmir deki nişanlımı Yalova’daki ailemi arayarak hemen gelmelerini istedim. Ertesi gün okula gitmeyip ailemin gelmesi ile olayları çözmeye çalıştık.ilk aldığımız karar arkadaşımla yalnız kalamayacağım oldu.Hemen ardından arkadaşımın ailesini arayan ailem olayları anlattı.İki aile ertesi gün evimizde toplandı ve çare arandı bizim çiftlikteki köpeğimi getirttik.Tekrar doktorlara gidildi fiziksel ve ruhsal hiçbir bulgu bulunamadı yani arkadaşım son derce sağlıklı ve akıllı raporu aldı..Son gece Arkadaşımın odasından boğuk sesler gelince köpeğimi ve ailemi de yanıma alarak odaya koştuk odanın kapısından başını uzatan köpeğim hiç yapmadığı şekilde hırlayıp dişlerini göstererek salondaki masanın altına kaçtı.E… nin babası kızının o halini görünce haykırarak boşluğu,havayı yumruklarken annelerimiz sesli bir şekilde dualar okumaya başladılar..Hepimiz olayı birlikte bir kere daha yaşayıp anlattıklarımızı doğrulayan olaylara şahit olmuştuk..Arkadaşımın ailesi hemen o gece bu evi boşaltma kararı aldılar.Ben okulun bitmesine bir ay kaldığı için arkadaşlarımın evinde idare ettim..E… ise okulun son dönemi dondurttularak memleketine götürüldü..Üç ay sonra arkadaşımı ziyarete gittim.Tanıyamadım on kilo vermiş saçları ise dökülmüştü.Sık aralıklarla görünmez varlık ziyaretlerine devam ederek arkadaşıma zarar veriyordu..Bu korkunç olay bir yıl devam etti..

Doktorlar,hocalar ve dualarla geçen bir yılın sonunda yine geldiği gibi birden yok olan bedensiz varlık geride cevabı bulunamayan bir çok soru bıraktı…
Arkadaşım üç yıl sonra çıkan okul affından yararlanarak okulunu bitirdi….Şimdi mesleğini yapan arkadaşımla şartlar el verdikçe buluşuyoruz…İkimizde evli ve iki çocuk annesiyiz.Okul anılarımızdan bahsederken o konuya değinmemeye özen gösteriyoruz….


Anlatan: MURAT SÖNMEZ
Tarih: 11-NİSAN-2005
Yer: İZMİR

Sayfanızda bana yıllarca acı veren deneyimimi paylaşacağımı hiç düşünmezdim.Son bir aydır sizi okuma fırsatım oldu.Bu nedenle her geçen gün yazılarınızı ve okurlarınızın samimi duygularla yazdıkları deneyimleri defalarca okuyorum.Daha önce böyle bir deneyimi yazdınız mı bilmiyorum ama şimdi sizinle paylaşacağım acı olayın genç arkadaşlara örnek olmasını istiyorum…

On üç yıl önce liseyi henüz bitirmiştim.Hayatı ve namus kavramının önemini daha tam kavrayamadığım yıllardı..Ayvalıkta bürokratlara ait bir kampta çok güzel bir genç kızla tanıştım benim için çok güzel bir yaz aşkı idi..yirmi bir gün gece gündüz birlikte olduk.Gençliğin de verdiği sorumsuzlukla bir genç kızın en değerli şeyine de sahip oldum.

Kamp dönemi bittiğinde Ankara’da ki adresini alarak onu arayacağıma söz verdim.

Ne yazık ki bir kere bile aramadım benim onu unuttuğum gibi onun da unutacağını düşündüm.

Aradan beş ay geçmişti..Geceleri uykumun ortasında sanki bir nefesin yüzüme üflemesi hissiyle uyanıyor,gözlerimi açtığımda bir bayanın odamın kapısından çıktığını görüyordum.Arkadan görebildiğim bayanın boynundan kalın bir ip sallanıyordu.

Bu kabuslar hemen her gece oluyor ve saatlerce korku içinde yatağımın içinde kıvranıyordum.İstanbul’da üniversiteyi kazanmış ve ailemin tuttuğu evimde tek başına kalıyordum.

Bu nedenle ders çalışamaz ve uyuyamaz olmuştum.Hemen her gece eve bir arkadaş getiriyor ve evde benimle kalması için bahaneler uyduruyordum.

Aradan birkaç ay daha geçmişti bir gece arkadaşımla henüz yatmıştık ki yatağımın sarsıldığını hissetim gözlerimi açmadan karşı kanepede yatan arkadaşıma seslendim depremi oluyor dediğim anda aynı nefesi uyanıkken de hissedince hemen gözlerimi açtım ve karşımda mosmor bir suratla boynunda sallanan iple duran çoktan unuttuğum yaz aşkımı gördüm.

Çığlık atarak yataktan fırladığımda ayakta bana doğru koşan arkadaşımı gördüm.Bir taraftan giyiniyor bir taraftan da hortlak,hortlak diye bağırıyordu…Hemen evi terk ederek başka bir arkadaşın evine gittik.

Sabah olunca İzmir’deki arkadaşlarımı arayarak kamp müdürünü bulmalarını ve kız arkadaşımın ailesinin adresini öğrenmelerini istedim. Telefonlarına ulaştığımda başıma gelecekleri biliyor gibi numaraları çevirmekte çok zorlandım.

Telefona kız kardeşi çıktı.Beni tanıyınca ağlayarak anlatmaya başladı. Kız arkadaşım hamile olduğunu öğrenince ailesine söyleyememiş ve beş aylık hamile iken kendini asmış.Ölümünden sonra hamile olduğu öğrenilmiş..

Okulu bırakarak Ankara’ya gittim mezarlıktaki kayıtlardan mezarını buldum günlerce ve gecelerce mezarının başında ağlayarak af diledim.Daha sonra ise bir yıl psikolojik tedavi gördüm.

Onu bir daha yıllarca hiç görmedim.Ta ki ilk kızımın doğumundan bir gece öncesine kadar..O gece rüyamda onu gördüm çok güzel bir bahçede bana doğru koşuyordu yüzünde mutlu bir ifade vardı..Kollarının arasındaki bebeği bana uzatarak benimle vedalaştı..Bebeği kucağıma aldığımda heyecanla uyandım.

Beni affettiğini hissettirmiş ve beni büyük bir acıdan kurtarmıştı. İnanılmaz şekilde sevinmiştim.O gün akşama doğru kızım doğdu kızımı kucağıma aldığımda ilk gördüm şey boğazındaki kırmızı çizgi idi.Doktorlar böyle doğum izlerinin zamanla geçeceğini söylemişlerdi bir yıl içinde tamamen izler yok olsa da kızıma verdiğim ismi hep bana onu hatırlatacak….


HAYALET

Anlatan: BEHİYE OKÇU
Tarih: 3-NİSAN-2005
Yer: MERSİN
Hayatımın ruhsal gerçeğiyle karşılaştığımda yeni evli hayatı toz pembe gören genç bir bayandım.Bir yıl boyunca yaşamış olduğum sıra dışı olaylar beni derinden etkiledi.Artık biliyorum ki gerçek ne olursa olsun zamanın ve bilinmeyenin ötesinde bilmediğimiz ,bilemediğimiz o kadar çok şey var ki…

Yeni evlenmiş eşimin öğretmenliği nedeniyle Mersine tayinimiz çıkmıştı.O zamanki maddi imkanlarımız küçük bir ev tutabilecek konumdaydı okula yakın sayılabilecek bir evin olduğunu duyduğumuzda bakmak için eve gittik. Evin içindeki kiracı henüz çıkmamıştı.Bize evi gezdiren kiracı bayan ev çok küçük bizim çocuklarımızda büyüdü artık sığamıyoruz ama bu evde çok farklı bir güç var bunun değerini bilin dediğinde ne demek istediğini anlamasam da olur dedim.

Ev çok küçüktü ama bizim için sorun yoktu zaten iki kişiydik.Taşındıktan bir ay sonra evde yalnız olmadığım hissine kapılıyordum.Ama bunu kendime bile itiraf edemiyordum.Zaman ,zaman ensemde bir nefes hissedip geri döndüğümde kimseyi göremiyordum.

İlginç olaylar bununla da bitmiyordu her hangi bir şeyi elimden düşürdüğümde sanki onu yakalayabilmem için saniyeler içinde havada asılı kalıyor ve ben o eşyayı havada yakalama şansına sahip oluyordum. Kendi kendine yanıp sönen lambalar.Uykuya dalıp yemeği ocakta unuttuğumda kendiliğinden kapanan ocaklar kısacası buna benzer bir çok olay..

Bütün bunları yaşarken ne gariptir ki asla korkmuyor aksine garip bir güven içinde hissediyordum kendimi.
Sanki garip bir koruma alanının içinde yaşıyor başıma gelecek en küçük kazalardan bile bir şekilde uzaklaştırılıyordum.

Bir yıl sonra ilk bebeğime hamile olduğumu öğrendiğimde çok mutlu olmuştum.Altı aylık hamile iken rüyamda on yedi on sekiz yaşlarında tekerlekli sandalyede oturan bir genç gördüm genç bana üzgün bir şekilde bakarak ayaklarını gösterip karnıma yaklaşarak kocaman bir çarpı işareti çizdi.İlk defa büyük bir korku ile uyandım sanki bu rüya bana gerçekmiş gibi gelmişti.

Birkaç gün sonra bahçenin merdivenlerinden inerken ensemdeki nefesi yine hissettim.Arkama döndüğümde kimseyi görememiştim ama ayağım takılarak merdivenlerden karnımın üzerine düştüm.Hastanede bebeğimi düşüşümün etkisi ile kaybettiğim söylenerek suni sancı yöntemi ile alınacağı söylendi..Çok üzülmüş isyan etmiştim ama netice değişmedi ve benim tehlikede olduğum söylenerek doğum yaptırıldı…Son anda verilen norkoz ile kısa bir süre kendimden geçtim .Kendime geldiğimde eşime ve doktorlara bebeği görmek istediğimi söylediğimde eşim ellerimi tutarak bana şu cümleyi söyledi..<>> dedi..

Daha sonra sağlıklı doğan oğlum beş yaşına gelinceye kadar o evde huzur ve emniyetle oturduk. (korunduğumuza hala bütün kalbimle inanıyorum).

Çıkmadan kısa bir süre önce ise ev sahibimizin 20 yaşında sakat bir oğlunun bu evde yıllar önce öldüğünü öğrendik

HAYALET

Anlatan: HAMZA TANER
Tarih: 24-MART-2005
Yer: ANKARA

Merhaba sayfanızda yaşamın gizli bir yanının olduğunu yaşayan,deneyimle yen okurlarınıza yer verdiğiniz için,çok teşekkür ediyorum.

Yaşamım öteki yüzü yani sırlarla dolu yüzünü on yıl önce fark edip yaşamış olduğum deneyimle de kesin olan bir ölümden kurtulmuştum.

Bu deneyimi Posta okurlarıyla paylaşarak yaşamın sadece bu hayatla son bulacağını sanan kişilerinde bundan sonra ki yaşamlarına daha farklı bir gözle bakmalarını istiyorum..

Başımdan geçen ve beni derinden etkileyen olay on yıl öncesiydi.Çok sevdiğim,çok saydığım ayrıca ismimi rüyasında peygamber efendimizden işiten bu nedenle de benim ismimin hazma olmasını sağlayan çok sevdiğim ve saydığım yakın bir akrabamız vardı.

Kendisi çok dürüst ve bütün insani değerleri taşıyan çevresine yardımlar yapmak için her şeyi göze alan bu akrabamızın çok ileri yaşta olmasının dışında hiçbir sağlık problemi yoktu.Akli durumu ise bu kadar yaşlı olmasına rağmen yerinde olması herkesi çok şaşırtıyordu.

Bir sabah ezanın da namaz kılarken yani a Allah’a secde ederken Allah’ın rahmetine kavuştu.Onun Bu güzel ölümü kaç kişiye nasip olur diyen akrabalarımız büyük bir üzüntü ile cenaze işlerine başladılar.Bu ölümden her kes gibi bende çok etkilenmiştim.

Bu ölüm beni de çok etkilemiş onun ardından sanki hayata küsmüştüm ve sürekli onu ve ölümü sorguluyordum.Öldükten sonra yok mu oluyorduk onun gibi bir insanın toprakta yok olmasını kabul edemiyordum.

Ailem benim bu içime kapanık halime çok üzüldüklerin den biraz kendime gelebilmem için onun ölümünün kırkıncı gününün ertesinde beni otobüse bindirerek Siirte bulunan teyzemin yanına yollamak üzere yolcu ettiler.Uzun bir yolculuktan sonra gece yarısı ilk mola da durduk. Uykumun açılması için Otobüsten indim inşaat halindeki bir binanın önünde durarak çevreyi seyrediyordum.

Birden yolun karşı tarafında ışıklar içinde dede dediğim o kişiyi gördüm kollarını bana uzatarak koş diyordu..Sesini beynimin için de duyduğumda daha fazla beklemeden koşmak için bir iki adım attım.O anda arkamda büyük bir gürültü duydum.Dönüp baktığımda inşaatın bir bölümünün benim biran önce durduğum yere çöktüğünü gördüm.O şoku atlatıp arabaya tekrar bindim sabaha karşı dalmışım rüyamda dedeyi gördüm yanında iki melek vardı.Bana gülümseyerek bakıyorlardı.Ve beynimin içine şu cümleler aktı.Düşündüğün gibi biz yok olmadık,Bana ihtiyacın olduğu her yerde yanında olmaya devam edeceğim yeter ki beni yok olarak düşünme ve dualarınla benim yanımda ol…

Yaşamış olduğum bu gerçek olaydan sonra ölümün bir son olmadığını bilerek doğru insan olmak için ve yaşamın öbür yanına geçtiğim de kabul görebilmek için elimden gelen her şeyi yapıyorum..

Seni hala çok seviyor ve dualarımla sana sevgimi yolluyorum canım dedem ruhun şad olsun..



Olayı Yaşayan: ÖMER YILDIRAN
Tarih: 21-MAYIS-2000
Yer: İSTANBUL
Hayatımın en unutulmaz anısını yaşadığımda daha sonra olacaklardan habersiz olduğum için ruhsal bozukluk geçirdiğimi sanmıştım.Çevresinde çok sayılıp ve sevilen dayımı hız merakı yüzünden trafik kazası sonucunda kaybetmiştik.Anneannemle birlikte yaşayan rahmetli dayım çok esprili ve çok candan bir kişiliğe sahip olduğu için geride çok güzel anılar bırakmıştı.Ölümünün altıncı ayında yaz tatilini geçirmek üzere Ankara ya anneannemlerin Bahçelievler de ki evine gitmiştik.Garajda dayıma ait ve çok sevdiği arabası duruyordu ve ailem garaja beni ve kardeşimi yaklaştırmıyorlardı.Gençliğin verdiği heyecan ve merakla kapalı garaja bir kere olsun girip o güzel arabanın kazadan sonra ne hale geldiğini görmek istiyordum.

Bu fırsatı annem ve anneannemin cebecide ki dayımın mezarlığına gitmesi ile buldum.Çekmeceden garajın anahtarını alarak heyecan içinde kız kardeşimle birlikte üst kısmı parçalanmış arabanın penceresinden geçerek ön koltuğa oturduk.Birden kız kardeşim bana ağbi garip bir şeyler hissediyorum burası çok mu soğuk bana mı öyle geliyor diyince garip soğuk ve esintili havanın ağustosta olamayacağını kavradım.Sanki kış soğuğunu yaşıyorduk.Kızkardeşim ağlayarak bana bir şey oluyor dedi ve hızla pencereden dışarı çıkarak garajı terk etti
Garajda tek başıma kalmış adeta korkudan donmuştum vücudumun hiçbir tarafını oynatamıyordum.

17 yaşında idim ve böyle bir durumla hiç karşılaşmamışdım.Gözüm garajdaki çöp kovasının iliştiğinde birden bulutumsu bir görüntü ile dayımı gördüm yüzünde şaşkın ve hüzünlü bir ifade vardı.Bayılmışım kendime geldiğimde başımda ağlayan kızkardeşimi ve yandaki bahçeli evde yaşayan Ankara gücünün sporcularından birkaç kişinin beni arabadan çıkarmaya çalıştıklarını gördüm. Ağlayarak dayımın durduğu yeri gösterdim ve dayımı gönderin diye bağırdım.
Gösterdiğim yere bakan sporcuların yüzündeki ifadeden görmediklerini anlamıştım.Çaresiz bir şekilde son olarak kafamı çevirip dayıma baktım .Şimdi yüzünde özür dileyen bir ifade vardı.Annemler geldiğin de hala kendime gelememiştim.

Olayı sporcu ağbiler den dinleyen anneannem beni odasına alarak gördüğüm şeyin doğru olabileceğini zaman,zamanda kendisinin garajda arabanın kapısının seslerini duyduğunu birkaç kerede bulutumsu görüntü içinde dayımın kapalı garajın kapısının içinden süzülerek çıktığına şahit olduğunu söyleyerek bunun için garaja girmenizi yasaklamıştım dedi.

Yani ben delirmedim mi diye sorunca gülümsedi hayır yavrum aylardır dayının çok sevdiği hayatından kopamadığı ve hala kaza anını yaşadığını sanıyoruz.Bu nedenle kaza yaptığı arabasının yanından ayrılamıyormuş dedi.Bunu nasıl kabul edersiniz diyince gören bir kişi olsa inandırıcı değil ama senin gördüğün gibi dayının beni ziyarete gelen bir çok arkadaşı da bu görüntüyü yaşadılar dedi.

Aradan on altı yıl geçti .İki yıl önce anneannemi de kaybettik .Ankara da ki bahçeli ev ve kapalı garaj hala duruyor. Altı sene önce komşular boş ama eşyalı bu evden iki hırsızın imdat diye bağırarak kaçtıklarını görmüşler.Büyük ihtimalle dayım evini ve arabasını korumaya hala devam ediyor.

MEZARDAKİ BEBEK HAYALETİ

Olayı Yaşayan: SUNA YILDIZ
Tarih: 22-O2-2000
Yer: FRANSA


Yaşamın insana nasıl bir sürpriz sunacağını hangimiz bilebiliriz ki?Hangi deneyimi yaşayacağımızı ve nasıl bir ruhsal sınamadan geçeceğimizi bilmek elbette ki mümkün değil.Sonsuzluk kavramı bir çok itiraza hedef olmuştur.Her ne kadar anlaşılmaz nitelikte ise de bu kavramı bir kenara atmak mümkün değildir.

Bazen yaşanan garip ama gerçek deneğimler insanın görünen evrenin sınırlarının dışında da başka sınırların olduğu hissettirir.Ama bu sınırlar yaklaştıkça uzaklaşan buldum derken kaybedilen sınırlardır.Tıpkı benim deney imlediğim gibi.

Yaşamın sırlarla dolu kapısından geçtiğimde 24 yaşında idim.Eşimle evlendiğimizde ikimizde üniversiteyi bitirmiş mastır yapmak için Fransa’ya gitmiştik.

Kızıma hamile kalınca ben okula ara vermiş eşim ise mastır programından sonra doktoraya başlamıştı.Kızım üç yaşına geldiğinde ben ikinci bebeğimi doğurmak için gün sayıyordum.Kızımla birlikte kısa yürüyüşler yaptığım bir gün mezarlığın önünden geçerken yüksek demir parmaklıların arasından içeriye doğru uzanan kızım çok mutlu bir şekilde el salladı.Ne yaptığını sorduğumda ise kocaman ağacın altında büyük taşın üzerinde oturan bebeğe el salladım dedi.

Söylediği yere baktığımda ağacın altın da yalnızca mezarın olduğunu gördüm.Bebek yada her hangi bir kimse yoktu.Kızım asla yalan söylemez hayali şeyler görmezdi.Yaşından çok olgun ve sessiz bir çocuktu.Daha fazla üstelemedim sonuçta üç yaşında minicik bir çocuktu.Ara sıra saçmalamasında hiç mahsur yoktu.

Aradan bir hafta geçmiş ve ben kızımı babasına bırakarak doğacak bebek için alışverişe çıkmıştım.Aynı mezarlığın önünden geçerken içimden kızımın gösterdiği ağacın altında ki mezarı ziyaret etmek geçti.Mezarın yanına yaklaşınca taşın üzerindeki yazı beni çok şaşırttı.Doğum ve ölüm tarihleri arasında 1,5 sene vardı yani bir bebek yatıyordu mezarda..Kızım gerçekten doğrumu söylüyordu.Nasıl olurda bu mezarın bir bebeğe ait olduğunu söyleyebilirdi..Olduğum yere çökerek düşünmeye başladım.Ne kadar kaldım bilemiyorum omzuma dokunan bir el tarafından yerimden fırladım.Mezarlığın görevlisi olan bey bana iyi olup olmadığımı sordu.Hamile oluşum onu endişelendirmişti.Bu bebekle ilgilendiğimi söylediğimde verdiği cevap kanımı dondurdu.Size de mi göründü…Artık daha fazla dayanamazdım.Hemen oturduğum yerden kalkarak gitmek istedim.Görevli bey anlatmaya devam ediyordu.On yıldır bu mezarda ki bebekle ilgili araştırmalar yapan psişik araştırma dernekleri resim bile çekmişlerdi..Resmi görmek istediğimde mail adresimi bırakmamı söyledi.İlişikteki resim geldiğinde ben gününden önce doğum yapmış hastanede yatıyordum.Resmi gördükten sonra söylenecek ne kalmıştı ki….Hissettiklerimi anlamak için yaşamak gerek..

Olayı Yaşayan: DURSUN KAYACILAR
Tarih: 11-HAZİRAN-2004
Yer: MANİSA
Küçük oğlum Orhan on dokuz yaşında motosiklet kazasında öldüğünde sonsuza kadar sürecek acının içine düşmüştük.Aradan bir ay geçmişti büyük oğlum Gani bir sabah telaş içinde evimize gelerek gece olan garip olayları anlattı.Oğlum gece geç saate uykusundan sanki biri tarafından uyandırıldığını hissederek gözlerini açmış.Yanında yatan eşinin derin bir uykuda olduğunu görünce hemen küçük kızının odasına koşmuş ama kızının da uyuduğunu görünce rüya gördüğünü sanarak odasına doğru giderken birden karşısına rahmetli kardeşi Orhanın ışıklı bir bedendeki halini görmüş.Dili tutulan oğlum kardeşine bakarken rahmetli Orhan çok güzel bir gülümseme ile bir bulut gibi dağılarak yok olmuş.Oğlum bunları anlattığında hepimiz etkilendik .Mantıklı bir izahı vardı.İki kardeş o acı günden bir gece önce tartışmışlar ve kapıları vurarak her ikisi de evi terk etmişlerdi.
Bu tartışmayı hatırlatarak kardeşinin onu çok sevdiğini aralarında geçen tartışma için kötü bir şey düşünmediğini anlatmak için sana görünmüştür diyerek oğlumu biraz da olsa rahatlatmıştım.Büyük oğlum bu olaydan sonra eşini ve kızını alarak bir süreliğine bize taşındı.
Olaylar bundan sonra daha da karıştı.Kendi kendine yanan ve hemen akabinde sönen ışıklar,Aniden rahmetli oğluma ait resimlerin bulunduğu yerden düşmeleri,Sık olmamakla birlikte oğlumun odasından çıkan gölgeler ve bunun gibi bir çok olay.Oğlum adeta bize hala yaşadığını anlatmak için çaba gösteriyordu.Ne yapacağımızı şaşırmış bir halde her sabah yataktan kalkarken bu gün ne olacak endişesini taşıyorduk.Son olay bize başka formlarda da olsa oğlumuzun hala yaşadığını ispat etmiş ve oğlumuz amacına ulaşmıştı.Çünkü hepimiz yaşadığı olay hayal olamazdı..
O gece masada toplanmış bir taraftan yemek yerken diğer taraftan da son çarenin evden taşınmak olacağının tartışmasını yaparken salonun ışıkları söndü.Holün ışığının yanmasından ötürü içeriye sızan ışık elektriklerin kesilmediğini de ispat ediyordu.Hepimiz donmuş kalmış dehşet içinde oturduğumuz sandalyelere yapışmıştık.Birden rahmetli oğlumun köpeği Oğluma sağken yaptığı gibi şimdi boşluğun etrafında dönerek 1,90boyundaki sahibine ulaşmak için zıplayarak kuyruk sallayıp daireler çiziyordu.
Loş bir ışığın içinde beliren oğlum sağken yaptığı veda hareketini tekrarladı.Başını sağ omzuna doğru eğerek gülümsedi ve yok oldu..

Bize başka bir yaşamda hala yaşadığını ispat eden oğlumuzu bir daha hiç görmedik ve evimizde de hiç olağan üstü bir hareket olmadı..

TURUNCU KELEBEĞİN SIRRI

Olayı Yaşayan: HEDİYE SÖNER
Tarih:7HAZİRAN 2004
Yer:İSTANBUL
2000 yılının soğuk bir kış sabahı kardeşim Kerime’nin tahlil neticelerini almak için hastaneye gitmiştim.Netice akciğer kanseriydi.Elimde kardeşim dosyası vapura bindiğimde lapa ,lapa yağan karları hissetmiyor, içimdeki acı adeta bütün vücudumu cayır, cayır yakıyordu.Nasıl söyleyecektim?Daha 34 yaşındaydı.

Her zaman her şey de olduğu gibi o melun hastalığı da olgunlukla karşıladı.Ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum ama iki küçük kızım sana emanet abla dedi.Altı ay yaşayabildi.Hastanede derin komaya girmeden 1 gece önce gözlerini yavaşça aralayarak pencereye baktı, açmamı ister mi sin dediğimde başını evet dercesine eğerek güçlükle konuştu.Ne güzel bir sabah kuşların sesini duyuyormusun eğer tekrar doğuş varsa bir daha ki hayatımda ya kuş yada özgür bir kelebek olmak isterim dedi.

İçim acıdı bu güzel temmuz sabahını son defa yaşayacak olması ,seneye yaşayamayacak olması beni çok sarstı ve elini yavaşça bırakarak dışarı çıktım.Kardeşimin mantıklı son cümleleriydi bunlar..iki gün sonra ise doyamadığı temmuz sabahlarından birinde göçüp gitti.

Onsuz geçen her gün hepimiz için büyük bir eksiklikti.Minik kızlarını yanıma almış kardeşimin hasretini bastırmaya çalıştığım günlerden birinde küçük kızı yanıma gelerek pencereyi gösterdi.Pencerede harikulade güzellikte turuncu kocaman bir kelebek duruyordu.Kardeşim aklıma geldi onun özgür kelebeği yaşıyordu.Daha sonra turuncu kelebeği sık,sık gördük ama tesadüf diyip üstünde durmadım.Sonbaharın son günlerini yaşarken bir gece kerimenin küçük kızının çığlıyla uyandık. Kardeşimin küçük kızı sancı içinde kıvranıyordu.Hemen eşim yeğenimi bir battaniyeye koyarak kucağıma verdi ve motosikletini çalıştırmak için garaja indi.Aşağıya indiğimde eşim başımıza kasklarımızı takarak yola çıkmamızı söyledi.Hastaneye ulaştığımızda başımızdakileri çıkarmadan acile girdik.Yeğenim apandisit ameliyatına alındı.

Acildeki doktorlar hala başımda bulunan kaskımı işaret ederek ne güzel bir kelebek dediğinde kafamdan kaskı çıkardım.Sonbaharda ve gecenin bu saatinde kocaman turuncu kelebek kaskımın üzerinden süzülerek havada kayboldu.
Garip bir titreme hali içinde bahçeye doğru koştuysam da kelebeği gözden kaybetmiştim.İki saat süren ameliyattan sonra kardeşimin emanetinin yanına koşarak kendine gelmesini bekledim.Sabah tamamen kendine gelen yedi yaşında ki yeğenim bana şunları anlattı.

Teyze penceredeki turuncu kelebek var ya o annemmiş.Doktor amcaların beni iğleştireceğini söyledi.Anneme neden yanımıza gelmediğini sorduğumda ben kelebek olarak hep sizin yanınızdayım dedi.Cennete giden anneler kelebek yada kuş olarak gelir bizi görürlermiş.Annem de kelebek olmayı seçmiş bana dedi ki teyzene olmak istediğim özgür kelebeğe kavuştuğumu söylermisin……

SESSİZ ÇIĞLIK

Olayı Yaşayan: BURHAN SAKIT
Tarih: 22-MAYIS-2005
Yer: ANKARA
Anlatacağım bu olay yaşamımdan çok şey alıp götürdü.O yıllarda Ankara emek mahalesinde altmışıncı sokağın kuytu bir zemin katında oturuyordum.Maddi İmkanımızın el verdiği ev bu idi.Evim öylesine küçüktü ki tek odalı evimde kapıyı açmak için gittiğim en uzak mesafe beş adımdı.Final haftalarımdan birinde sabaha karşı kafamı kitaplarımın üzerinden kaldırdığımda yatağımın hemen üzerinde bir erkeğin çömelmiş bir şekilde oturduğunu gördüm yüzündeki ifade ise korkunçtu.Ağız sonuna kadar açık çığlık atar konumda yüzü ise garip bir renkte idi beyaz ile gri tonlarının karışımı bir renk.

Hiç hareket yoktu sanki zaman durmuş her şey donmuştu.Sessiz çığlık atan adamın acı çektiği o kadar belliydi ki biran için korkumu unutup yardım etmek fikrini bile yaşadım. Benim şaşkın ve dehşet içindeki halim hareket kabiliyetimi bile dondurmuştu.Bana çok uzun süre gibi gelen bakışma saniyelerinin sonucunda bulut gibi dağılan adamdan geriye hiçbir şey kalmamıştı. Yaşadıklarım bana çok ağır gelmişti.

Başımı ellerimin arasına alarak hıçkırarak ağlamaya başladım.Artık aklımda ne ders nede okumak vardı. .Yalnızca annemin yanında olmak istedim.Sabahın ilk ışıklarıyla bahçeye çıkarak beklemeye başladım.Karşı apartmanın kapıcısı kömür cüruflarını dışarıya dökerken beni gördü yaşlı amca bendeki garipliği fark etmişti.Yanıma gelerek ne olduğunu sordu.Çaresizce olanları anlattım.Gülümsedi ve şunları söyledi .Zavallı adam çok iyi bir insan dı ondan sana zarar gelmez yavrum diyerek anlatmaya başladı.

Bundan senelerce önce Senin oda da yaşayan Sami bey kimsesiz sakin biriydi çok sevdiği köpeği ile suya sabuna dokunmadan kağıt toplayarak yaşamını sürdürürdü. Bir gece mahalle sakinleri sami beyin canhıraş çığlığını duyarak polis çağırdılar.Eve gelen polisler yerde parçalanmış köpek ve onun başında çömelmiş bir şekilde ensesinden bıçaklanmış sami beyi buldular. Gariban adamın yıllardır ev almak için biriktirdiği parası ise hiç bulunamadı.O yıllarda zaman,zaman çığlık sesini duyanlar olmuştu ama kendisini senden başka kimse görmedi.Onun için korkma oğlum sami beyin sağken kimseye zararı olmadı ki ölüyken olsun..


Anlatan: SEHER BAYer
Yer: ANKARA
Tarih: 12-NİSAN-2005

Eşimin ani ölümü ile yıkılmış adeta hayattan kopmuştum.Nefes bile almak istemediğim ilk gün başsağlığı dileyenlere boş gözlerle bakıyor ne konuşabiliyor nede ağlayabiliyordum.

Ankara ya döneli iki yıl olmuştu eşim dış işlerinde çalıştığı için hayatımızın çoğu yurt dışındaki elçiliklerde geçmişti.Tam emekliğe ayrılıp kalıcı bir düzen kuracakken bu felaketle karşılaşmıştık.Çok güzel dostluklar kurduğumuz yurt dışında en çok kader birliği ettiğimiz aile dostumuz şevki beylerle son görevimiz olan Prag da beraber olmuştuk.Telefonla bildirdiğimizde hemen gelmek üzere hareket etmişlerdi.Eşi benim şevki bey ise eşimin en yakın arkadaşıydı. Akşam üzeri kapıdaki çığlıklardan geldiklerini anladım yerimden doğrulmak istedim.

Şevki bey iki arkadaşın kolları arasında odaya girdiğinde gördüm manzara karşısında bayılmışım.Gözlerimi açtığımda konuşamıyordum karşı kanepeye yatırılan şevki ağbinin başının hemen üzerinde canım eşimin havada sallanan şeffaf görüntüsü vardı.İçeri girdiğinde de aynı manzarayı görmüş bayılmıştım.Şevki ağbiye bakamıyordum.Kafamı çevirdiğimde eşimin görüntüsü beni çok etkiliyordu.Şevki ağbinin eşine yani en iyi arkadaşımın kulağına gördüklerimi fısıldayarak onun da görüp görmediğini sordum.Görmüyordu.

Bana çok üzülen eşine yardımcı olmam için biraz toparlanmamı söyledi.Oda da üçümüz kaldığında eşimin ölmeden iki gün önce şevki ağbiyi arayarak gördüğü rüyayı anlattığını söylediler.Eşim rüyasında çok güzel bir ormanda uzanmış yatıyormuş cep telefonu ile şevki ağbiyi aramış ve artık sende emekli olda bu güzel yerde huzur bulalım demiş.Bunları anlatırken göz ucuyla şevki ağbinin başının üzerindeki eşimin görüntüsüne bakıyordum sanki bir dumanın dağılışı gibi yavaş,yavaş çözülmeye başlamıştı.

Birden ilk defa olarak gözlerimden yaşlar boşandı sanki o anda eşimi sonsuza kadar kaybettiğimi anlamış katılaşmış,donmuş beynim ve vücudum çözülmüştü.Sabaha kadar ağladık hatıraları yad ettik.Sabah erkenden mezarlığa gideceğimiz için birkaç saat yatmalarını istedim.Odalarına çekildikten bir saat sonra korkunç bir çığlıkla oturduğum koltuktan fırladım.

Arkadaşım Selma koridorda sanki bir top gibi zıplayıp çığlık atıyordu.Şevki ağbinin ise başı yattıkları odanın kapısının dışında ayakları odanın içinde yerde yatıyordu.Tıpkı eşimin rüyasında olduğu gibi bir gün ara ile arzu ettikleri huzur ormanında buluşmuşlardı.Onu almaya gelen eşim görüntüsü ve rüyası ile anlatmaya çalışsa da biz anlayamamıştık..

SİYAH ELBİSELİ VARLIĞIN ESRARI

Olayı Yaşayan: NEVESER KUŞCU
Tarih: 19-MART-1999
Yer: ZONGULDAK

Yaşamış olduğum deneyimden sonra artık biliyorum ki her şey enerjidir ve hiçbir enerji de kaybolmaz.Şimdiye kadar bütün bilim adamları enerjinin niçin ve nasıl geldiğini açıklayamamışlar. Bende araştırmalarımda bunun cevabını bulamadım.Bence bu enerji yalnızca tasvir edilebilinir ve bilimsel açının dışında kalır.Tıpkı benim yaşadığım deneyimin bilimselliğin dışında kaldığı gibi….

1999 yılının mart ayı benim yaşamımda önemli bir rol oynar.O günlerde hepati ve kalp rahatsızlığından çok zor günler geçiriyordum. Doktorlar hastanede bulunmamın şart olduğunu söyleseler de hastalığı ve doktorları yaşamımın dışında tutabilmek için içimde ve beynim de çok büyük bir savaş veriyordum.

Ölüm bana çok yakınsa hastanede ya da evde ölmek ne fark ederdi ki. Bir gece nefesim durmuş nefes alamıyordum. Karşımda bana bakması için tutulmuş genç hemşire hemen bendeki değişikliği fark ederek yanıma koştu.

Elimi göğsüme koyarak nefes almakta zorlandığımı fark ettiğinde ise beni yüzükoyun çevirerek omurgam boyunca masaj yapmaya başladı.İşte tam o anda yatağımın hemen yanında bulutumsu bir bedende siyahlar giymiş birini fark ettim.Heyecan ve korku içinde yattığım yatakta normal yatışıma dönmek için çabalamaya başlayınca hemşirem beni eski halime çevirerek Sırtıma yastıkları koydu ve her şey yolunda cümleleri ile beni sakinleştirmeye çalıştı.
Hemşirenin arkasında havada asılı siyahlar giyimli varlık ise dikkatle bizi izliyordu.Hemşireme bir şeyler söylemek istesem de başaramıyordum gözlerimle onun arkasındaki siyahlı varlığı anlatmaya çalıştım.Hemşire baktığım yöne kafasını çevirdiğinde buhar gibi bir şekilde çözülen varlığı o da gördü ve çığlık atarak odadan dışarı çıkmak istedi ama iki adım sonra durmak zorunda kaldı.Siyahlı hayaletin bulunduğu yerde soğuk bir hava esintisini fark ettiğimde zorlukla ağzımdan hemşireye dur gitme diye seslenebildim.

Bütün bunlar olurken yan oda da yatan eşim ve annem koşarak geldiler.İlk fark ettikleri şey oda da ki soğuk hava akımı olmuştu ikisi de kapalı olan pencereye yöneldiler.Pencere kapalı idi.Şaşkın ve soran gözlerle bize baktılar.Hemşire biraz kendini toparlamış olacak ki şunları söyledi..Galiba biz farklı ve mantıksal açıklaması olamayacak bir ruhsal deneğim yaşadık ..

Daha sonraki gün hemşirem bana göre hiç de inandırıcı olmayan sağlık nedeni ile işi bıraktı. Ben ise yaşanan bu olaydan sonra kendimi daha iyi hissettim.

Altı yıldır ölüm ve yaşam çizgisi arasında gidip gelsem de öldüğüm zaman yalnız olmayacağımı biliyorum.Üstelik başka yaşam formlarında yaşayarak ölüm çizgisine çok yakın olanların yanına gelen hayaletlerden biri olma şansım da var…

KIZIMIN HAYALET ARKADAŞI İLE TANIŞTIK

Olayı Yaşayan: KATİBE UYGUR
Tarih: 8-KASIM-1997
Yer: İSTANBUL

Bilinmeyene yolculuk serüvenine kızımız ece ile katıldık.Yaşadığımız serüven sayfanızdaki örneklerden çok farklı değil .Yalnızca kişiler ve yaşanan mekanlar farklı.Bu sonuç da beni hayaletleri her zaman görebileceğimiz fikrine daha da çok yaklaştırdı…

Kızımız ece üç yıldır (şimdi altı yaşında) yanında ki görünmeyen arkadaşından bahseder ve biz görmesek de o arkadaşını bizimle yaşadığına ikna etmeye çalışırdı.Arkadaşı sarıyı (kendi koyduğu isim)bazen arabanın arka koltuğuna bazen yemek masasına,bazen de yatağında misafir ederdi.Bu duruma alışan aile fertlerimiz Kızımız ece ile zaman,zaman dalga geçse de görünmez misafirini ailece kabul etmişti….


Kızımız Odasında saatlerce görünmez arkadaşı ile oynuyor zaman,zaman ise yanıma gelerek beni uyut sarı ile uykuda onun evinde oynamaya gideceğiz diyordu. Kendi isteği ile uyuduğu bu zamanlarda uyandığında bize göre rüya ona göre gerçek gezmelerini büyük bir zevkle anlatırdı.

Bu olaylar son beş ayda daha da garipleşmiş kızımız ecenin davranışları çok deyişimişti.Sürekli arkadaşını almaya gelen kişilerden bahsedip anne sarının annesiyle konuş sarıyı bir daha göremeyecekmişim diyip sızlanıyordu.Kızımızdaki bu gariplikleri önceleri kızarak daha sonraları ise gerçekle hayalin ayrılması gerektiğini anlayabileceği bir dille anlatmaya çalışıyorduk.Sonuç değişmedi kızımızı bir türlü ikna edemiyorduk.Kendi hayal dünyasındaki yaşamının sıkıntılarını gerçek hayatına yansıtarak hem bizi hem de kendini üzüyordu.

Sonunda karar vererek çocuk psikiyatrlarına götürdük.Durum herkese göre çok vahim di Kızımız gerçek dünyayı reddederek kendi hayal dünyasını kurmuştu bu durumdan daha fazla ilgi ve daha fazla sevgi ile başa çıkabileceğimiz söylendi .Eşimle O gece sıkıntı ve huysuzluk içinde ki kızımızı uyutarak odamıza çekilmiş neler yapabileceğimizi konuşuyorduk.

Yarım saat geçmişti ki kızımız ece ağlayarak odamızın kapısına geldi.Nedenini sorunca sarı ile annesi gidiyorlar dedi.Yanımıza gelip yatması için yatağın içinden çıkıyordum ki kızımın arkasında yedi sekiz yaşlarında sarışın uzun saçlı bir kız çocuğunu gördüm.Dehşet içinde eşime döndüğümde eşimin de şok olduğunu fark ettim.Bu güzel kız ecenin yanında durmuş ellerini ise kızımızın omzuna koymuştu..

Birkaç saniye içinde buhar gibi çözüldü ve yok oldu.Ellerimi uzatarak kızımızı yanımıza aldım.Yaşadıklarım bana çok ağır gelmişti ağlamaya başladım eşim ve kızımda bana sarılıp ağlamaya başladılar.Sanki bir daha göremeyeceğimiz bir yakınımızın ardından dökülen göz yaşları idi gözlerimizden dökülen yaşlar..

Bir yıldır Kızımız arkadaşından (sarı dan) hiç bahsetmiyor.Onun yokluğuna alışmış gözüküyor.Kısacası artık evimizde olması gereken normal hayat yaşanıyor..

İKİZ KARDEŞİN HAYALETİ

Olayı Yaşayan: JÜLİDE SERGEN
Tarih: 11-HAZİRAN-2000
Yer: EDİRNE
Yeni evli idim.Eşimin askerliği nedeni ile Ankara da ki ailemin yanında kalıyordum.Hamileliğimin son aylarını yaşadığım ve ikiz bebek beklediğim için sıkı bir doktor takibinde idim.Bir sabah sanki birinin bana dokunduğunu hissederek uyandım.Çevremde hiç kimse yoktu.Gözlerimle etrafımı kontrol ederken odanın kapısının arkasına dayanmış üç yaşlarında bir kız çocuğu ile göz,göze geldim.

Kıvırcık ve sarı saçlı bu kız çocuğunun yüzündeki ifade çok üzgündü. Yatağımdan doğrularak konuşmak istedim o anda kayar gibi yok oldu.Bu görüntüleri sık,sık görüyor ve kız çocuğu ile konuşarak iletişim kuramıyordum.Yaşadıklarımdan hiç kimseye bahsetmemiştim.Bir akşam annem ,kuzenim ve ben benim odamda oturmuş sohbet ediyorduk.Benim sırtım kapıya dönük annemin yüzü ise kapıya bakar şekilde oturuyorduk.Aniden annemin bakışları kapıya yöneldi ve yüzü ise sapsarı oldu.Gördüğü şeyin ne olduğunu anlamıştım.Kafamı çevirmeden anneme gördüğün kız çocuğunu tarif et dedim kuzenimin anlamayan şaşkın bakışları arasında annem bir iki saniye durarak sözlerine gitti sözcükleriyle başladı ve gördüklerini anlattı.Benim gördüğüm kız çocuğunu tarif ediyordu.Çok rahatlamıştım.Ve bütün olanları bende anlattım.Annem bir daha görürsen konuşmaya çalış dedi.Bu olayın üzerinden bir ay geçmişti ki doktorlar karnım da ki ikizlerden birinin kalp atışlarını duyamadıkları söyleyerek beni hemen sezaryene aldılar.Karnımda ki iki kızımdan birini kaybetmiştim.

Doğum sonrası kızımla eve döndüğüm gece uyandığımda bebeğin beşiğinin yanında o kız çocuğunu yine gördüm.Beşiğe eğilmiş dikkatli bir şekilde bebeğe bakıyordu yüzünde yine o üzgün bakış vardı.Kafasını çevirip bana baktı ve yine yok oldu.O geceden sonra bir daha hiç görmedim.Kızım üç yaşına geldiğinde gelişmeleri hayretle izliyordum.Zira kızım aynen küçük hayalete benziyordu.Benziyordu demek yanlış olur tıpa,tıp aynısı idi.

Kızım birkaç kere rüyasında ona çok benzeyen biriyle oynadığını söyleyerek o kardeş kim diye sordu.Kızıma bizim için çok değerli bir meleğin olduğunu ve onu koruduğunu söyledim..Başka ne diyebilirim ki…

Olayı Yaşayan: DERYA ENGİN
Tarih: 17-MAYIS-2005
Yer: İSTANBUL
Okul arkadaşım vahide ile hep ölüm ve sonrasını konuşurduk.Ölümden sonra başka bir hayat varmıy dı eğer varsa hangimiz önce ölürsek diğerimizle temasa geçebilecektik.Öldükten sonra iletişim kurmak için bir birimize söz vermiştik.Birbirimizi o kadar çok seviyorduk ki hangimiz öte aleme geçersek dünyada kalana ulaşmak adına her şeyi yapabilecektik.

Yıllarca aramızdaki bu anlaşmayı birbirimize hatırlatıp durduk.
Hayat şartları ikimizi de farklı hayatlara yönlendirse de biz bir fırsatını bulup buluşup eski güzel anıları yeniden paylaşırdık. Ayrılırken de ellerimizi yumruk haline getirir üç defa söz derdik.Tıpkı on üç yaşında yaptığımız gibi.
Aradan uzun yıllar geçti evlendik.O eşinin işi nedeniyle Batı Virginia’da yaşıyordu.

Sık olmamakla birlikte çok önemli olayları birbirimize iletiyorduk.Bir sabah çok erken saatlerde Telefonumuz çaldı.Korku ile açtığımda arkadaşım Vahide’nin sesini duyarak rahatladım.Vahide Üzgün bir ses tonu ile Derya önemli görevi ben üstlendim dedi biran ne olduğunu kavrayamamıştım.Sözümü tutmak sana öte alemden ulaşmak bana nasip oldu diyince işin çok ciddi olduğunu kavradım.Hızlı,hızlı anlatmaya başladı Uzun süren halsizliklerin sonucunda çok hızlı bir ilerleyen kanser hastalığının bütün vücudunu sardığını öğrenmiş.Doktorlar zaman veremeseler de kendisi sona yaklaştığını hissettiği için beni aramak istemiş.Daha sonraki kemoterapi seanslarından çıkış şekli beni aramasını engelleyebilirmiş.

Hayatımın en güzel yıllarını geçirdiğim arkadaşımdan bu kötü haberi almak beni çok yıkmıştı. Maddi imkanım onun son günlerinde yanında olmak gibi bir şansımı da elimden almıştı.Her zaman bir mucizenin olabileceğini söylemeye çalışsam da pek inandırıcı olamadım.Daha sonraları bir iki defa aradım her telefonda güçsüzlüğünü hissediyor ve çok üzülüyordum.Son aradığımda konuşamayacak kadar kötü olduğunu öğrendim.

Artık yolun sonuna gelmişti kötü haberi almamak için aramıyordum.Bir ay sonrası idi bir sabah günlük alışverişimi yapmak için Göztepe de ki sabit pazara gidiyordum.Birden gözüm karşı kaldırımın üzerindeki ağacın altında duran genç bayana ilişti.Dehşet içinde durdum Vahide on yıl önceki haliyle duruyordu.Elinde ise kalp şeklinde sarı güllerle süslü bir kutu vardı.Kutuyu kalbinin üzerine doğru bastırırken diğer elini yumruk yaparak bana doğru üç defa salladı.Hemen akabinde ise toz gibi yok oldu.

Ayaklarımın titremesine mani olamıyordum geri dönmek istedim.Tren yolunu geçemiyordum.Sanki rayların altından yoğun bir elektrik akımı bütün vücuduma yayılıyordu.Bendeki titremeyi fark eden yaşlı bir teyze elimden tutarak karşıya geçmeme yardım etti.Eve geldiğimde telefon açmamak için çok dirensem de dayanamayıp numarayı çevirdim.Vahidenin eşi Kemal telefona çıktı ağlıyordu çok sevdiği ve çok iyi anlaştığı karısını dün sabah kaybetmişlerdi.Bir saat önce ise defnederek eve dönmüşlerdi.Ağlamaktan konuşamıyordum.Kemal vahidenin ölmeden iki ay önce geride kalan yakınları için bazı şeyler bıraktığını bana verilmek içinde bir yüzük ve eski resimlerini sakladığı bir kutuyu bıraktığını söyledi.Kutu kalp şeklinde ve sarı güllerle mi süslü olduğunu sorduğumda evet cevabını aldım. Telefonu kapatarak koltuğa oturdum.Canım arkadaşım her zaman olduğu gibi yine sözünü tutmuş ve beklediğim işareti yollamıştı..

DAİMA YANINDA OLACAĞIM

Olayı Yaşayan: KASIMSEVGİN
Tarih: 22-AĞUSTOS-2000
Yer: ADANA

Eğer klima cihazınız yoksa Adananın sıcağı çekilmez.İşte öğle günlerden birinin gecesinde yatağıma yatmış çocukluğumun geçtiyi Zorkun yaylasını düşünüyordum.Her yaz anneannemlerin yayladaki evine gider Adananın o kavurucu sıcağından üç ay kurtulurduk.
O güzel günler geride kalmış işim nedeni ile Adananın insanın canına tak ettirecek sıcağıyla yaşamak zorunda kalmıştım.

Nedenini bilmeden birden saatime baktım saat gecenin 2,15 ni gösteriyordu yayladaki ev ve anneannem gözümün önünden gitmiyordu.Yanımda yatan eşime baktım derin bir şekilde uyuyordu.Ertesi sabah çok önemli bir davam olmasına rağmen hemen yaylaya gitmek istedim sanki her şeyin üzerini silip çocukluğuma dönmek istiyordum.
Anneannemin yaptığı buğdaylı çorbanın kokusunu duyar gibiydim.

Daha fazla dayanamayarak eşimi uyandırdım ve hemen yaylaya gitmek istediğimi söyledim.Eşim çok şaşırmıştı.Bizim için çok önemli bir davanın olduğu gün nasıl olurda yaylaya gidebilirdik.Biraz itiraz etsede benim çok kararlı olduğumu anladı ve isteksizce hazırlanmaya başladı.
Biran önce ulaşabilmek için bende uyuyan oğlumu ve eşyalarını hazırlamaya başladım.İçimdeki his sanki bir şeylere geç kalacakmış gibi bir duyguydu ve bu duygu her geçen dakika daha da çok artıyordu.Yola çıktığımızda biraz olsun rahatlamıştım.Eski yoldan giderek daha çabuk ulaşacağımı hesapladım.Gavur dağlarının kıvrımlı geçitlerinden birine henüz girmiştik ki garip bir esinti arabanın içinde gezinir gibi dolaştı .Önce arabanın kliması bozuldu sandım.İnceldiğimde her zamanki konumda çalıştığını gördüm.Aynadan arka koltukta kucağında oğlumla uyuyan eşime baktım.Pencereyi açmamıştı.İkisi de derin bir şekilde uyuyorlardı.Daha fazla önemsemedim ve yoluma devam ettim.İki saat sonra yaylada olacağımı düşünerek rahatladım.Hava aydınlanmaya başlıyordu kısmet olursa sabah kahvaltısında anneannemin mis kokulu çorbalarından içecektim.Bunları düşünürken yan koltukta anneannemin oturduğunu gördüm bana gülümseyerek bakıyordu korkudan saçlarımın havalandığını hissettim o anda beynimin içinde anneannemin sesini duydum ağzını açmasa da konuşmaları beynimin içinde aksediyordu.Allaha ısmarladık oğlum her nerede olursam seni hep koruyacağım dedi ve tıpkı geldiği gibi yok oldu.
Hemen arabayı kenara çekerek aşağıya indim.Ne yaşamıştım kavrayamıyordum.Sonuçta saniyeler içinde rüya gördüğüme karar verdim ve tekrar yola koyuldum.
Yayladaki evimize geldiğimizde rüya olmasını istediğim şeyin acı bir gerçek olduğunu gördüm.Anneannem sabah namazı için kalmış namaz kıldıktan sonra sanki geleceğimi biliyor gibi benim çok sevdiğim yoğurtlu buğday çorbasını yaptıktan sonra oturduğu çardakta kalbine yenik düşmüş.

ANA SAYFA