BAŞ ÖĞRETMEN ATATÜRK
 
 
 
Öğretmenimi Anarım

İlk okuldan, ilk sınıftan
Kara önlük ve tahtadan.
Her şehirden, her okuldan
Öğretmenimi anarım.

Benim gerçek annem olan,
Babam olan, yuvam olan.
Neşem olan, tasam olan,
Öğretmenimi anarım.

Sıra yapıp alkış tutan,
Bizi işleyip donatan.
Bilgi örüp, anıt yapan,
Öğretmenimi anarım.

Işık saçan, kararmayan,
Yanılmayan ve şaşmayan.
Bıkmayan ve usanmayan,
Öğretmenimi anarım.

Kimdi bedene can katan,
Bunca varlığı yaratan?
Allah'ı, kitabı tanıtan,
Öğretmenimi anarım.

İstiklal marşı öğreten,
'Türküm, doğruyum' söyleten.
Bakışıyla söz dinleten
Öğretmenimi anarım.

Bilimin her dalıydı O,
Uygarlığın yoluydu O.
Bilgi, kültür doluydu O,
Öğretmenimi anarım.

Atatürk'ü örnek alsam,
İlkelerini savunsam.
Bir gün ben öğretmen olsam,
Öğretmenimi anarım...

 

Atabay Güveloğlu


Ne günü? Ne günü?

Mehmet Altan
mehmetaltan@stargazete.com

24 Kasım 2007

Öğretmenlerin yüzde 47’si maddi imkansızlıkların yetersizliğinden rahatsız iken...

Yüzde 88’inin borç ya da taksidi bulunuyor.

Bugün öğretmenler günü...

Yüzde 47’lik bir oran ise, çocuğunun öğretmen olmasını istemiyor. Bugün öğretmenler günü...

Öğretmenlerin yüzde 38’i ek iş yaptığını...

Yüzde 48’i yapmadığını ancak fırsatı olduğunda ek iş yapacağını belirtti.

Bugün öğretmenler günü... Öğretmenlerin yüzde 57’si kirada otururken... Yüzde 25’inin kendi evi... Yüzde 51’inin arabası bulunuyor.

Bugün öğretmenler günü... Öğretmenlerin yüzde 82’si bankalardan kredi kullanırken... Kredinin yüzde 34’ünün tüketici... Yüzde 29’unun otomobil... Yüzde 14’ünün ise ev kredisi olduğu görülmekte... Bugün öğretmenler günü..

***

Öğretmenlerin yüzde 82’sinin kredi kartı bulunurken, yüzde 14’ünün bulunmuyor...

Kredi kartı bulunan öğretmenlerin yüzde 48’i ayda 750 YTL’ye kadar... Yüzde 34’ü 750-bin 500 YTL arası... Yüzde 4’ü ise bin 500-2 bin YTL arasında kredi kartı ödemesi yapıyor.

Bugün öğretmenler günü...

‘Bir takım elbise satın almak sizi ekonomik olarak nasıl etkiler?’ sorusunu yanıtlayan öğretmenlerin... Yüzde 49’u bunun bütçelerini çok fazla etkileyeceği... Yüzde 32’si çok az etkileyeceği... Yüzde 7’si ise etkilemeyeceği yönünde görüş bildirdi.

Bugün öğretmenler günü...

***

Öğretmenlerin yüzde 14’ü her yıl tatil yapabildiğini... Yüzde 53’ü ara sıra tatil yaptığını belirtirken... Yüzde 30’u hiç tatil yapamadığını söylüyor. Öğretmenlerin yüzde 43’ü bir haftalık tatilin bütçelerini hissedilir oranda etkileyeceğini ifade ederken... Yüzde 3’ü etkilemeyeceğini söyledi. Bugün öğretmenler günü... Mesleği icra ederken... Öğretmenlerin yüzde 47’si ‘maddi imkanların yetersizliği.’ Yüzde 25’i ‘sınıfların kalabalık olması’... Yüzde 23’ü ise ‘idarenin keyfi baskıları’ndan çok şikayetçi...

Bugün öğretmenler günü...

Borç ya da taksiti bulunan öğretmenlerin oranı yüzde 88... Olmayanların oranı ise yüzde 5... Bugün öğretmenler günü...

Öğretmenlerin yüzde 46’sının kendi tercihi ile öğretmen olmaya karar verdiği...

Aile çevresinin öğretmenlik seçiminde yüzde 32 oranında etkili olduğu görülmekte...

Öğretmenlerin yüzde 25’i çocuğunun öğretmen olmasını istemekte... Bugün öğretmenler günü... Öğretmenlerin yüzde 36’sı sosyal etkinliklere ayda 0-25 YTL...Yüzde 32’si 25-50 YTL... Yüzde 18’i 50-75 YTL para ayırırken, yüzde 11’i 75-100 YTL’den fazla para ayırıyor. Bugün öğretmenler günü...

Seminer, panel, sempozyum gibi kültürel etkinliklere öğretmenlerin yüzde 10’u katılabildiğini... Yüzde 34’ü katılamadığını...

Yüzde 55’i bazen katılabildiğini kaydediyor... Bugün öğretmenler günü...

Öğretmenlerin yüzde 23’ü sosyal, sanatsal etkinliklere hiç katılmadığını... Yüzde 12’si katıldığını, yüzde 63’ü ise bazen katıldığını söylemekte... Öğretmenlerin yüzde 48’i süreli yayın ve kitap okuduğunu... Yüzde 17’si okumadığını... Yüzde 29’u ise bazen okuduğunu dile getirirken... Yüzde 21’i eğitim yayınlarını izleyebildiğini... Yüzde 27’si izleyemediğini... Yüzde 47’si ise bazen izlediğini belirtiyor. Bugün öğretmenler günü...

***

Öğretmenlerin yüzde 71’inin televizyonda haber ve tartışma programı... Yüzde 10’unun belgesel... Yüzde 8’inin film... Yüzde 6’sının dizi... Yüzde 3’ünün ise spor programları izlemekte... Bugün öğretmenler günü...

Ama şunu da daha evvel söylemiştim, yeniden tekrarlayayım:

‘Şu andan itibaren kimse doğmasa en fazla yüz yıl sonra dünya bomboş olurdu.

Böyle bir gerçekle karşılaşsaydık herhalde hiç birimiz fazla uğraşmazdık.

Para kazanmak, ün sahibi olmak, itibar edinmek pek umurumuzda olmazdı.

Böyle baktığımızda, bugüne asıl değerini verenin gelecekte yaşayacak olanlar olduğunu anlarız. Onlarsız hayatımız anlamsız olurdu. Hayatımıza anlam veren bu geleceği ise öğretmenlere emanet ederiz.

***

Öğretmenler gelecekle birlikte hayatımızın anlamını da ellerinde tutarlar.

Peki öğretmenlerimiz bu geleceği nasıl şekillendiriyor? Ne yazık ki bunun pek sevindirici bir cevabı yok. Öğretmen, alanındaki gelişmeleri izleyen, irdeleyen, yargılayan bir beyin işçisidir. Ömür boyu sürecek entelektüel bir yaşamın sahibidir. Öğretmenler bu özellikleriyle, Batı’da her türlü yeniliğin öncüsü olmuş, ülkelerin zihinsel gücünü temsil etmiştir. Entelektüel bir uğraş olan öğretmenlik, bizde ise uzun zamandır eprimiş memurluk haline gelmiş.

Öğretmen, bırakın ilgi alanının çağa paralel gelişmelerini izlemeyi, eskilerde öğrendiğini bile unutur olmuş.

Yeryüzünde entelektüel kadroları oluşturan eğitimciler, bizde az maaşa yaşam çilesi çeken sıradan devlet memuru rolüne indirgenmiş. Daha da vahimi bu rol öğretmenlerce de neredeyse benimsenmiş.’

Bugün öğretmenler günü...

 
  Bir öğretmenin feryadı, canım yanıyor…  
 
20 Şubat 2008
 

 

Bir öğretmenin feryadı, canım yanıyor…

 

Şükürler olsun…

Kart tatilinde öğrencilerini birkaç gün göremediği için onları özleyen, ah ne olacak bu çocukların hali diye sancı çeken eğitimcilerimiz var.

Okulların sömestr tatiline girdiği gün, kimi hocaların not verme tarzını eleştiren “Profesörü cepten çıkaran boyacı” başlıklı bir yazı kaleme almıştık. Eğitim camiasına mensup okuyucularımızdan yazıda verilmeye çalışılan mesajı teyit eden çok sayıda e-mail aldım. Bu yazıyı ikinci sömestrinin başladığı gün yazmak istedimse de, gündem izin vermedi. Daha da geciksin istemedim. Bugün onlardan sadece birini, genç bir bayan öğretmenden gelen e-maili sizlerle paylaşmak istiyorum.

 “Herkesin şikâyetçi olduğu yeni neslin derslerine giriyorum haftada 25 saat. Benim ilköğretim ve lise seviyesinde öğrencilerim var. Genelde İngilizce öğretmenleri olarak biz diğer öğretmenlere nazaran biraz daha çabuk fark ediliriz bir ortamda. Branşımız gereği bir yönümüz sürekli batıya dönük olsa da, özüme, tarihime, dilime, değerlerime bağlı biri olmaya çalışıyorum. En basiti ewet yazmıyorum, görünce tepem atıyor. Slm yazan öğrencilerime bunun doğru olmadığını hatırlatıyorum.

Çünkü insanın insan olması için önce özünü sevmesi ve bilmesi gerektiğini öğrendim dedemden. Demek istediğim yeni nesil hakikaten tuhaf. Konuştukları Türkçeye şaşırıyorum. Batı hayranlıklarına, giyimlerine, dinledikleri müziklere, birbirleriyle iletişim şekillerine, aileleriyle konuşma tarzlarına… İnanın üzülüyorum…

İlkokul 3. sınıf öğrencilerimin yarısından fazlası köşe kapmaca - mendil kapmaca -sek sek gibi oyunlar yerine teneffüste rap gurupları kurup tuhaf hareketlerle dans ediyorlar. Canım acıyor onları odamın camından izlerken. Dayanamıyorum inip bahçeye tutuyorum ellerinden “kutu kutu” pense oynatıyorum. Müdür Bey’i bile çağırdım bir gün… İnanın çok güzeldi, çookkk...

 Demem o ki, suç belki biraz bizde, biraz ailelerde… Nereye yönlendirirsek oraya yönelebiliyor çocuklar. Önce sevgi ile başlıyor her şey. Bu üniversitede de böyle, ilkokulda da, lisede de… Düşük not vermekle, en şahane ceza tekniklerini bulup çocukları püskürtmekle ideal öğretmen olunmuyor. Ya da bilginin temelleri atılmadan ezberci bir yöntemle öğrencilerin iyi not almalarını sağlayıp sınıf seviyesini yüksek gösterince (veliye ve idareye karşı şov amaçlı) iyi öğretmen olunmuyor.

 Fikrimce, ideali olmayan bir çocuğa ne kadar bilgi yüklerseniz yükleyin, sonucu hep hüsrandır. İnsanlar idealleri olursa bilgiyi onu gerçekleştirmek için kullanır ve topluma faydalı olur. Bilgi paylaştıkça çoğalır.

Öğrenciler ne olmak istiyorlar?

Öğrencilerime hedeflerini sorduğumda ya araba galericisi olmak istiyorlar (ne tür bir meslekse artık) ya futbolcu, ya şarkıcı, ya dansçı ya da oyuncu. Bu cevaplarda medyanın etkisi yadsınamaz. Canım her defasında acıyor, yaptığım anketlerin sonuçları böyle gelince.

Aralarında o kadar az kişi doktor, öğretmen, mühendis, mimar, müzisyen, gazeteci, yazar, şair olmak istiyor ki… Sonra şunu düşünüyorum. Kaç öğretmen hakikaten idealleri uğruna bu mesleği seçmiş? Genel olarak devlet okulları öğretmenleri dersleri öğlene kadar olduğu için, 3 ay yaz tatili, 15 gün sömestr tatili, bayram tatili, kar tatili gibi avantajlardan dolayı seçiyor öğretmenliği…

Nihayetinde şu sonuç çıkıyor: İdealist öğretmenlerimiz kaç tane? Kaç kişi okula her sabah aşkla geliyor. Her gün sınıfa girerken kalbi çarpıyor? Kaç öğretmen bir hafta geçmiş olmasına rağmen öğrencilerini özlüyor?

Bilemiyorum bunları neden size yazıyorum ama şu an 95 aday öğretmenle staj kursu alıyorum ve çoğu derslerden kaçmak için bahane arıyor… (ki, bu öğretmenlik eğitimi…) Bunu almazsak yeterli bilgi ve donanıma sahip olamayız... Çoğunun daha ilk yılı öğretmenlikte…

 Umarım idealist öğretmenlerin sayısı çoğalır. Çünkü 68 kuşağının son kalıntıları var üst kademelerde. Artık sıra 75–80 kuşağına geldi ve 15 sene sonra yeni nesil dediklerimiz çıkacak sahaya. Hangi mesleği seçerseniz seçin, illa bir öğretmene ihtiyacınız var…

Annem her ne kadar doktor olayım diye uğraştıysa da ben öğretmen olduğum için mutluyum. Öğretmenler ve din görevlileri milletin beşikten büyüyene kadar karşılaştıkları ve güvenip inandıkları insanlar.

İngilizce öğretmeni olmasaydım ya tarih öğretmeni olurdum ya da rehber öğretmen. Ben öğrencilerimin bastıkları yerleri toprak diyerek geçmesinler –tanısınlar- istiyorum. Elimde olsa klasik her sene yapılan 1 günlük Topkapı Sarayı gezisini bir haftaya çıkarırdım. Her taşın hikâyesini ayrı ayrı anlatırdım onlara. Yapılacak o kadar çok şey var ki aslında…

 Lise düzeyindeki öğrencilerin derslerine girdiğimde temellerinin olmadığını, çünkü hayatı umursamadıklarını gördüm... Okula farklı amaçla gelip, akşam eve döndüklerinde her biri birbirinden ünlü marka çantalarını tenezzül edip açmadıkları için bir önceki gece koydukları yerden alıp okula geri getirdiklerine şahit oluyorum.. Ama saçları için 25 dakika aynanın karşısında geçer... kahvaltı soğur… servis bekler… servis okula geç kalır… veya servis basıp gider… baba okula bırakmak zorunda kalır... baba işe geç kalır... çocuk okula geç kalır… çocuk geç kağıdı almak zorunda kalır…

Öğrencileri özlemek…

Ne kadar özledim bilemezsiniz 10 gün içinde mimar olmak isteyen tek öğrencim 4. sınıftan (Y. E.’yi) Ama harfleri bile henüz düzgün yapamıyor. Arka sırada oturup spider-man kalemiyle oynayarak hayal kurar. Dersin ortasında "Öğretmenim, ben acıktım, kantine bir koşu inip çubuk kraker alsam ne olur?" diye sorar... istisnasız her ders. Ben de cebimde ona hep bir şeyler bulundururum. Susturucu şeker olur genelde.

 Özlüyor olmalısınız tebeşir kokusunu. Hep böyle bir betimleme yapılır ya, çoğu okulda beyaz tahta var artık, ama bizim okul ısrarla tozsuz tebeşir kullandırıyor. Ben şahsen seviyorum. Biraz geri kafalıyım. Beyaz tahtalar ve boya kalemleri biraz garip geliyor. Hem sonra hararetle ders anlatırken tebeşir kırılmazsa, çocuklar gülmezse, tebeşir gıcırdayınca "Hocam yaaaaaaa" diye vızırdamazlarsa ne anlamı kalıyor ki öğretmenliğin.

 Şimdi de akıllı tahta var. Ne yazık ki özel okullar öğrenci çekmek için her sınıfa bunlardan koymaya çalışıyor. Mutlaka bilirsiniz. Teknolojiye karşı değilim ama hocam düşünsenize… Bilgisayardan yazıyorsunuz ya da tahtaya kalemle yazıyorsunuz. – yazdır - tuşuna basıyorsunuz. Tak tak öğrenci adedince düz yazınız bile word dosyası halince istediğiniz yazı karakteriyle basılıyor ve öğrencilerinize dağıtıyorsunuz. Onlar turist gibi oturuyor. Hazır lokma önlerine geliyor… emeksiz... parmakları yazı yazmaktan çukur olmadan… Yani faydası da var teknolojinin, körleştirici yönü de…

 O zaman ne anlamı kalır harita metod defterlerin, okul başlamadan alınan etiketlerin, defter kaplarının… aynı kapla aynı dersin hem defterini hem kitabı kaplamanın…

Özlediğim tablo…

Annemin babamla karşılıklı oturup defterlerimizi kaplarken yanlarında durup etiketlerimizi bizzat yapıştırmak için beklemenin tadını nasıl unuturum ben… Ama benim çocuklarımın defter kapları ya barbi ya da spider-man resimleriyle süslü üstelik hazır. Bir defter bitince diğer deftere takılıyor… Her şey çok fazla kolaylaştı. Bu kadar kolaylık beni bazen korkutuyor.

Benim sevgili çocuklarım gezmek yerine internette surf!! yapmayı tercih ediyorlar… Velilere eskiden odalara bilgisayar koymayın diye rica ederken şimdi plazma tv koymayın diye yalvarıyoruz. Evet, ilköğretim talebesinin odasında internet bağlantılı bilgisayar, plazma tv… daha ne olsun hocam… bu çocuk niye sokağa çıksın ki?

Benim uykularım kaçıyor. Bir şeyleri değiştirmek için çırpınıyorum… Çırpınacağım da... Ama kafamı en çok şu kurcalıyor… Meslektaşlarıma nasıl bu aşkı geri kazandırırım?

Ne zaman okul içinde yeni etkiliğe girişsem, "aamannn hocam… dersini ver çık… değmez gerçekten, ülkeyi sen mi kurtaracaksın" cümlesini duymaktan o kadar çok sıkıldım ki… Ve bir de yeni iş çıkarıyorum diye kızıyorlar... tabi öğrencileriyle ilgilenmek bir çoğu için iş… sadece iş…

Siz de sınıfa bakar mıydınız bazen acaba ne olacak bunlar diye, sonunda oldular mı hocam?.. Acaba benimkiler ne olacak? Acaba Hasan BMW galerisi açıp söylediği gibi bana araba hediye edecek mi? J Acaba Sevde, moda tasarımcılığı yaparken bir yandan söylediği gibi hıfzını tamamlayıp ileride başkalarına da bu yolu açacak mı?

Çocuklar öğretmen olarak ellerimizde… nereye yönlendirirsek oraya gidiyor… İstersek hayat oyununu onlara başlangıç adımlarını sağlam taktiklerle attırarak biz kazandırabiliriz. İstersek baştan kaybettirebiliriz.

Ama ben şunu anladım, canım vatanımda önce büyükleri bilinçlendirmek lazım…”

İşte genç öğretmenimizin bize gönderdiği satırlar böyle…

Eğer gönderirlerse meslektaşlarımızın bizimle paylaşmak istedikleri tecrübelerini okuyabiliriz.
 

 

Öğretmenler can çekişiyor!

 

Öğretmenlerin yüzde 48'i ek iş yapıyor, yüzde 82'si borçlu.
Çelik: Saygınlık maaşla değildir

Öğretmenler Günü öncesi eğitimcilerin sorunlarını araştıran Eğitim-Sen'in elde ettiği sonuçlar, eğitimcilerin içinde bulunduğu maddi sıkıntının büyük boyutta olduğunu ortaya koydu. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ise öğretmenlerin bu durumuyla ilgili eleştirileri, "Saygınlık maaşla değildir" diyerek yanıtladı.
Eğitim-Sen'in 10 Kasım-21 Kasım tarihleri arasında 2 bin 104 öğretmenle görüşülerek hazırlanan ankete göre öğretmenlerin yüzde 48'i ek iş yaparak geçinebiliyor, yüzde 57'si kirada oturuyor ve yüzde 82'sinin bankalara kredi borcu var. Anketin en çarpıcı sonucu ise öğretmenlerin yüzde 47'sinin mesleklerine yönelik en büyük şikâyetlerini 'ekonomik' olarak tanımlamaları.
Ek işle geçiniyorlar: Öğretmenlerin yüzde 48'i ancak ek iş yaparak geçinebildiğini söylüyor. Yüzde 38'iyse 'Ek iş yapmıyorum ancak fırsatım olsa yaparım' yanıtını veriyor.
Yarıdan fazlası kirada: Öğretmenlerin yüzde 57'si kirada oturduğunu belirtirken, kendi evi olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 25. Öğretmenlerin yüzde 16'sı ise aileden birine ait bir evde geçici olarak kalıyor. Kiraların asgari düzeyde 350-400 YTL olduğu düşünüldüğünde, öğretmen maaşlarının büyük bir kısmının kiraya gittiği ortaya çıkıyor.
Yüzde 82'si bankaya borçlu: Ankete katılan öğretmenlerin yüzde 82'si bankalardan kredi almış. Öğretmenler kredi çekmeden geçinebilmelerinin mümkün olmadığını dile getiriyor. Kredi kullanan öğretmenlerin yüzde 34'ü tüketici kredisi, yüzde 29'u otomobil, yüzde 14'ü de konut kredisi kullanıyor. Öğretmenler 'Borç ve taksidiniz var mı?' sorusuna ise yüzde 88 oranıyla 'evet' karşılığını veriyor.
Takım elbise zor: Öğretmenler, "Bir takım elbise almak sizi ekonomik olarak nasıl etkiler?" sorusuna yüzde 49 oranıyla 'Çok etkiler' yanıtını veriyor. 'Etkilemez' diyenlerin oranıysa yüzde 7'yle sınırlı.
Maddi olarak bunalmışlar: Öğretmenlerin mesleklerine yönelik en büyük şikâyetleriyle ekonomik. Yüzde 47 oranıyla mesleklerini icra ederken maddi imkânsızlıklardan bunaldıklarını dile getiren öğretmenlerin yüzde 25'i kalabalık sınıflardan, yüzde 23'ü idarenin keyfi tutumundan, yüzde 5'i de velilerin ilgisizliğinden dertli.
Sosyalleşmeye para yok: Öğretmenlerin maaşlarından sosyal etkinliklere ayırdıkları parasal orana bakıldığında yüzde 36'sının bu tür etkinlikler için en çok 25 YTL ayırabildiği ortaya çıkıyor.


'Sevgi ve şefkat mesleği'
Öğretmenler ekonomik sorunlarla boğuştuklarını söylerken Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, öğretmenliğin çok saygın bir meslek olduğunu ve saygınlığın maaşla ölçülemeyeceğini söyledi.
Öğretmenler Günü nedeniyle TBMM Genel Kurulu'nda konuşma yapan MHP Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman'ın, öğretmenlerin ekonomik zorluklarına dikkat çektiği ve öğretmenlik mesleğinin saygınlığının azaldığını savunduğu konuşmasına Bakan Çelik, Meclis kürsüsünden yanıt verdi. Hüseyin Çelik, öğretmenliğin çok saygın bir meslek olduğunu belirterek, "Ticaret erbabının her ürününün bir değeri vardır ama öğretmenin ürününe değer biçilemez. Öğretmenlik sevgi ve şefkat mesleğidir" dedi.
Öğretmenlik mesleğinin en büyük karşılığı hak eden meslek olduğunu dile getiren Çelik, öğretmen maaşları ile ilgili olarak da "Saygınlık sadece maaşla değil, öğretmenin kendisiyle de, velilerle de ilgilidir" dedi. Ülke imkânlarıyla tüm çalışanların ihtiyaçlarının karşılanmak zorunda olduğunu da söyleyen Bakan Çelik, OECD ülkeleri içinde öğretmenler için gayrisafi milli gelirden ayrılan payda Türkiye'nin ilk sırada olduğu bilgisin verdi.

25 Kasım 2007 03:18 Haber 101


 

 

 
     
 

ANA SAYFA