| |
|
- Sahte ilaçtan bakanlık sorumlu |
|
İstanbul'da "sahte
ilaç şebekesinin" ortaya çıkması hasta ve hasta yakınlarını
endişelendirirken İstanbul Eczacı Odası Başkanı Zafer Kaplan, sahte
ilaç vurgunu ile suçlanan Burç Ecza Deposu'nun pazardaki payının binde
1 olduğunu, yurttaşların eczanelerden güvenle ilaç alabileceklerini
söyledi. Tıp Kurumu Genel Sekreteri Ali Rıza Üçer, ortaya çıkan
şebekenin Sağlık Bakanlığı'nın, özel sağlık kuruluşları ve ilaç
depoları üzerinde denetim eksikliğini ortaya çıkardığına dikkat çekti.
İstanbul'da gerçekleştirilen "İksir Operasyonu"yla piyasaya sahte ve
kullanım tarihi geçen ilaçlar süren 43 kişilik çetenin ortaya
çıkarılması ilaç sektöründeki denetim sorununu gündeme taşıdı.
İstanbul Eczacı Odası Başkanı Kaplan, ilacın kutusunun üzerindeki seri
numarası ve son kullanma tarihi ile iç ambalajındaki bilgilerin
tutması gerektiğini, tutmuyorsa, ilaçtan kuşkulanmak gerektiğini
vurguladı. Kaplan, "İlacın her aşamasını denetleme yetkisi ve
sorumluluğu Sağlık Bakanlığı'ndadır. Bu olay denetim eksikliğini
göstermektedir" dedi. Ankara Eczacı Odası Başkanı Hilmi Şener ise
yurttaşların internet üzerinden ilaç almamalarını istedi.
|
|
(CUMHURİYET) |
|
|
|
- E-reçete geliyor |
|
İstanbul'un da
aralarında bulunduğu 7 ilde düzenlenen sahte ilaç operasyonuyla ilgili
açıklama yapan Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Orhan Gümrükçüoğlu,
olayları hukuki, cezai ve tıbbi yönden takip ettiklerini belirterek,
sahte ilaçlara karşı mücadele amacıyla projeler hazırladıklarını
kaydetti. En önemli projenin e-reçete projesi olduğunu kaydeden
Gümrükçüoğlu, Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan veri tabanları
sayesinde sosyal güvenlik kurumlarının herhangi bir sağlık karnesine,
ne zaman, hangi ilaçların yazıldığını takip edebildiğini belirtti. Her
ilaç kutusuna üretim sırasında ayrı bir seri numarası verilmesine ve
bu numaraların eczanelerden ilaçlar karşılanırken barkod okuyucular
tarafından okunmasına yönelik bir proje üzerinde çalıştıklarını da
kaydeden Gümrükçüoğlu, "Eğer bu hayata geçerse hiçbir kutunun sahte
olarak vatandaşlarımıza satılabilmesi mümkün olmayacaktır" dedi.
Gümrükçüoğlu, hazırlıkları bitirilen uygulamanın 2008 yılında hayata
geçirilmesinin planlandığını kaydetti. Her kutuya ve kutu içindeki
ilaç ambalajlarına aynı seri numarasının verilmesiyle, son kullanım
tarihi geçmiş kutu ve ilaçların birbiriyle ilişkilendirilemeyeceğİni
söyledi. |
|
(BİRGÜN) |
|
|
|
- Sağlık karnesiyle
dolandırıcılık |
|
7 ilde ilaç çetesine
yönelik iksir operasyonunda yakalanan şebekenin, topladığı sağlık
karnelerine pahalı ilaç yazdırarak da dolandırıcılık yaptığı iddia
edildi.
ERDAL KILINÇ
Polisin 7 ilde ilaç çetesine yönelik yaptığı "İksir" operasyonu
kapsamında çete lideri olduğu iddia edilen ecza deposu sahihi Saim
Cimşit’in de aralarında bulunduğu 14 kişi tutuklanarak cezaevine
gönderilirken, şebekenin topladığı sağlık karnelerine pahalı ilaç
yazdırarak da dolandırıcılık yaptığı iddia edildi. Sağlık Bakanlığı,
olayın boyutlarını araştırmak üzere iki müfettiş görevlendirdi.
Polisin yaptığı soruşturmaya göre, ilaç şebekesinin dolandırıcılık
yöntemlerinden biri de şöyle: Burç Ecza Deposu'nun sahibi Cimşit'in
etrafında toplanan grup, eş dost ve akrabalardan sağlık karnelerini
topluyor. Bu karnelere tanıdık doktorlar laralından pahalı ilaçlar
yazılıyor. Ardından tanıdık eczaneler, hastaya ilaç verilmiş gibi
kupürleri kesip ilgili sağlık kurumundan parasını tahsil ediyor. Elde
kalan ilaçlar ise matbaada yeniden kutu bastırılarak piyasaya
sürülüyor. Kazanç, karne sahibine, doktora ve emeği geçen herkese
dağıtılıyor.
Bu arada zanlıların poliste verdiği ifadelerinde, ilacın spot
piyasasının oluştuğunu söyledikleri de belirtildi. Zanlıların, "Son 5
yıldır spot bir piyasa oluştu. Denetimlerin yetersizliği nedeniyle
eczanelerin yüzde 80'lik kısmı bu işi yapmaya başladı" dediği iddia
edildi.
ALBAYLA İLİŞKİLERİ ARAŞTIRILIYOR
Öte yandan Çorum polisinin yaptığı "Şırınga" adı verilen operasyonla
istanbul Mali Şube ekiplerinin yaptığı "İksir" operasyonu arasında
ilginç bir ilişki ortaya çıktı. Çorum polisi tarafından süresi geçmiş
yaklaşık 5 milyon YTL’lik ilacı piyasaya sürdüğü gerekçesiyle
tutuklanan emekli albay Ali Cemal Saraç'ın İstanbul'daki çetenin
tutuklu lideri Saim Cimşit ve matbaacı Bülent C. ile görüştüğü tespit
edildi. Tutuklu iki sanığın ilişkileri mercek altına alındı. Numil
isimli ilaç şirketinin deposundan lösemili çocuklar tarafından
kullanılan mamaları çaldıkları öne sürülen Nubar Veske, Engin Aydın,
Cemalettin Bıçak, Oğuz Aydın, Mahir Ezeloğlu, Aziz Bukale isimli
zanlılar da Büyükçekmece Adliyesi'ne çıkarıldı. Sanıkların 6'sı da
tutuklandı. |
|
(MİLLİYET) |
|
|
|
- Sahte ilacı ayırt
etmek imkansız |
|
Geçtiğimiz günlerde
Türkiye'nin yedi ilinde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen ve "İksir"
adı verilen sahte ilaç operasyonundan sonra gündeme gelen "Hasta sahte
ilacı nasıl anlayacak?" sorusuna eczacılar, "Sahte ilacı hastaların
anlaması mümkün değil''diyerek cevaplıyor. Hastanın çaresizliğinin
farkında olan Sağlık Bakanlığı da ilaç sahteciliğinin önüne geçmek
İçin bir çalışma başlattı. Yeni sistemle ilaçlar özel seri
numaralarıyla aynı cep telefonları gibi ilaç provizyon sistemi
üzerinden takip edilecek. Bilgisayar sahte ilaç alarmı verince yasal
takip başlayacak. Aynı seri numaralı ilaç iki defa satıldığı zaman
bilgisayarlar alarm verecek ve yasal takip başlayacak. Operasyonlarda
lösemili çocuklar için özel üretilen bebek maması türünden bir TIR
dolusu ilaç ile fiyatları 9 bin YTL'ye varan kanser ilaçlarının da yer
aldığı kullanım süresi geçmiş ilaç ele geçirilmişti. Bu yolla,
yaklaşık 17 milyon dolarlık vurgun yapıldığı tahmin ediliyor.
Gözaltına alınan 43 kişiden 14'ü dün tutuklanırken 29'u ise tutuksuz
yargılanmak üzere serbest bırakıldı. |
|
(YENİÇAĞ) |
|
|
|
- Bu kez de kaçak
ilaç yakalandı |
|
Kullanım süresi
geçmiş ve sahte ilaçları piyasaya süren çeteden sonra, ithali yasak
ilaçlan getirip satmaya çalışan bir kişi yakalandı. İstanbul'da mali
polis, B.D. isimli bir kişinin ilaç kaçakçılığı yaptığı bilgisini
aldı. Önceki gün Bakırköy'de takip altındaki B.D'nin otomobilini
durdurdu. Araçta yapılan aramada, 150 bin lira değerinde 1023 kutu
kaçak ilaç ele geçirildi. Zanlı gözaltına alındı. Ele geçen ilaçlar
arasında Arterenol isimli ilacın kalbin şoklanmasına neden olduğu
öğrenildi. Lipostabil isimli ilacın ise yağ eritmeye neden olduğu, bu
nedenle zayıflama ilacı olarak satılmasının planlandığı belirtildi.
Her iki ilacın yan etkilerinden dolayı insan sağlığını tehdit ettiği,
Avrupa'da kullanımlarının yasaklandığı ve Türkiye'ye girişlerinin
yasak olduğu açıklandı. Polis, ilaçların hangi eczane veya ilaç
deposuna götürülmek istendiğini araştırıyor.
40 MİLYONLUK PAZAR
1 haftadır yapılan kaçak, sahte ve bozuk ilaç operasyonlarında ortaya
çıkarılan 17 milyon liralık vurgunun, buz dağının görünen kısmı olduğu
öne sürüldü. İsminin açıklanmasını istemeyen bir ecza deposu sahibi,
konu ile ilgili BUGÜN'e çarpıcı açıklamalarda bulundu. Depocu,
"doktor-mümessil-eczacıdan" oluşan bir şeytan üçgeni bulunduğunu öne
sürerek, "Hastalara kabarık reçeteler yazıp bundan rant elde ediliyor.
Alınmayan ilaçlar da simsarların eline geçiyor. Bir başka sorun da
soyulan eczaneler. Her 10 eczaneden 1’i mutlaka soyulmuş" diye
konuştu. 1 yıi içinde 400 kadar eczanenin soyulduğunu hatırlatan depo
sahibi toplamda 5 bin kadar eczane bulunduğu düşünüldüğünde bunların
onda birinin soygun kurbanı olduğu gibi bir verinin ortaya çıktığını
söyledi. Eczane başına 100 milyarlık ilaç çalınması durumunda da
soygunun 40 trilyon gibi büyük bir meblağa ulaştığını ifade eden
depocu, sektörde kayıt altında çalışan ecza depolarının yanı sıra
kayıt dışı çalışanlar da olduğunu açıkladı.
ŞEYTAN ÜÇGENİ
Depocunun anlattığına göre; "doktor-mümessil-eczacı" üçlüsü ise şöyle
çalışıyor: Hastalara yardım etmek vaadiyle doktorlarla anlaşan
mümessiller, doktorlarca yazılan kabarık ilaç reçetelerini
ayarladıkları eczanelere yönlendiriyorlar. Eczane, hastanın 7 kutu
birden talep ettiği ilacın 3 kutusunu verip, "Elimizde yok daha sonra
alabilirsiniz" diye yolluyor. Hasta tedavisi bittiği için kalan 4
kutuyu almayarak eczaneye hibe ediyor. Hastanın tedavisi 1 ile 2 yıl
arasında sürdüğü için bekleyen ilacın da son kullanma taırihi geçiyor.
Tam bu esnada devreye giren sağlık teröristleri, ilaçları toplayarak
kutusunu değiştiriyor ve satıyor. - Kaan ÖZBEK |
|
(BUGÜN) |
|
|
|
- Zeki Gül’ün
yazısı: Sahte ilaç ve ceza |
|
Uzun zamandır aynı
ilaçları kullanan kronik hastalık tanısı almış bir hastam kaygıyla
söze girdi:
- Her şey yeni ilaç kutusunu açmakla başladı.
- Nasıl yani?
- Tansiyonum ilk İlaçla birlikte yükseldi, oysa uzun zamandır aynı
ilacı kullanıyordum ve rahattım.
- Son kullanma tarihini kontrol ettiniz mi?
- Evet, onda bir sorun yok.
- Sıcakta bekletmiş olmayasınız?
- Hayır, eczaneden yeni almıştım.
- Yoksa diyetinizi mi bozdunuz? Bu sıcak havalarda soğuk bir turşu ya
da tuzlu bir şalgam suyu tansiyonunuzu yükseltmiş olmasın?
- Yok diyetime özenliyim, hatta egzersiz planıma dahi aksatmadan devam
ettim. Benim aklıma kızmazsanız başka bir kuşku düştü.
- Neden kızayım ki!
- Acaba aldığım ilaç sahte mi?
Ne diyebilirdim ki! Geçen hafta yeniden sahte ilaç haberleri ortalığı
kapladı. Yüzbinlerce tarihi geçmiş ve sahte etiketle piyasaya sürülmüş
ya da içinde ilaç dışı maddeler olan ambalajlara güvenlik güçleri el
koydu. Kara mizah olacak ama sizlerle bir olasılığı paylaşmadan
edemedim. Sosyal güvencesi ve parası olmayan açlık sınırındaki bir
hasta sırf yaşayabilmek için ilaç çalsa ve çaldığı ilacın sahte
olduğunu hırsızlıktan yakalanıp yargılanırken tesadüfen öğrense ne
kadar ceza alır dersiniz? Diyelim ki tesadüfen sahte ilacı piyasaya
süren kişi ile aynı gün yakalanmış olsun, insanlık suçu işleyen
sahtekar mı yoksa yaşama sarılmak adına sahte olduğunu bilmediği
ilaçları çalan hasta mı daha fazla ceza alır? Cevabınızı duyar gibi
oluyorum, yanılmadınız! |
|
(EVRENSEL) |
|
|
|
- Yaşar Süngü’nün
yazısı: İlaçta 4x10’luk zincir |
|
Büyük şair Necip
Fazıl Kısakürek, kendisine "alçak" diyen birine, "Alçaklığın da bir
seviyesi vardır. Sen alçak bile değilsin çukursun" diye cevap vermiş.
Bazı ecza depoları ve büyük eczanelerin kâr hırsı ile ne dümenler
çevirdiklerini duyunca inanamamıştım. Ancak son günlere damgasını
vuran sahte ilaç vurguncularına karşı yapılan "İksir" operasyonundan
sonra anladım ki insanoğlu gerçekten yeryüzünün en şerefli varlığı
olabildiği gibi tam tersi de olabiliyor. Sektörü çok yakından tanıyan
bir dostumun iddiasına göre ilaçtaki alicengiz oyunu şöyle
uygulanıyor: İlaç fabrikaları ürettikleri her ilacı yüzde 10 zamlı
satılmak üzere ecza depoları ile büyük eczanelere satıyor. Yıllardır 3
haneli kazanca alışanlar yasal olarak belirlenen yüzde 10 oranına
kanaat eder mi? Tabii ki etmezler. Fabrikadan ilacı alıp eczanelere
yüzde 10 kârla satacak olan üçkağıtçı şirket önce kendi bünyesinde 4
tane sanal yani kağıt üstünde şirket kurar. Bunlar arasındaki ilk
şirket ilacı fabrikadan alıp yüzde 10 kârla ikinci şirkete satar.
İkinci ve üçüncü, şirket de birbirlerine satış yaparken yasal hak olan
yüzde 10 kârlarını koyarlar. Dördüncü şirket de ilacı fabrikadan almış
gibi yüzde 10 kârını koyarak eczaneye, eczane de fiyatı 4x10 artırılan
ilacı bize satar. Evet soygun zinciri böyle işliyormuş.
Tezgahı anlatan dostum bunun hangi ülkede hangi şirketlere ait
olduğunu söylemedi. Sen gazetecisin araştır bul dedi. 2006 yılında
devletin ilaca ödediği para 9 milyar 685 milyon YTL. Geçen yıl
vatandaşın kullandığı ilaç miktarı ise 1 milyar 272 milyon kutu. Bir
de ilaca ödenen paradaki artışın çok önemli bir kısmının ''gerçek
ihtiyaçtan değil'' gereksiz yere yazılan ilaçlardan, şişirme
reçetelerden kaynaklandığını düşünürsek ilacın kimlere iyi(!) geldiği
ortaya çıkar.
Yurtdışında farklı dozajlarda satılan ilaçlar Türkiye piyasasına
sunulurken tercih hakkı tanınmıyor. Uluslararası birçok ilaç
firmasının doktorların ilaç tercihini etkilemek için yurtdışında uzun
süreli ve 5 yıldızlı otellerde yapılan kongre, seminerlere götürdüğü
herkes tarafından biliniyor. Bilmediğimiz, doktorların ne kadarının bu
etki ile ilaç yazdığı. İnşaallah korktuğumuz kadar değildir. İlaç
firmaları ile doktorlar arasındaki ilişkide en çok baş ağrıtan
konulardan en önemlileri, pahalı hediye ve promosyonlar ile lüks
otellerde düzenlenen kongreler. Son yıllarda ne idüğü belirsiz bir
sürü de hastalık türedi. İlaç sektöründe şimdi de hastalığa göre ilaç
üretiminden, ilaca göre hastalık üretimine geçildiği iddiaları var. Bu
iddialar bu yıl çok tartışılacak. Bir soygun iddiası da okuyucudan
geldi onu da aktararak yazıyı tamamlayayım. Çünkü bu iddiaların sonu
yok: Hastalara yatma kararı veren doktorlar eczaneden ilaç alıyorlar.
Diyelim 3 gün yatış verildi. Eczaneden 3 günlük ilaç alınıyor. Fakat
hasta aynı gün sonu taburcu ediliyor. İlaçlar ne mi oluyor? Onların
akıbeti belirsiz. Doktorlar bu sayede hem performans alıyor hem de o
ilaçları özel muayenehanesinde kullanıyor. Eğer araştırılırsa
performans adı altında doktorlara başbakandan ve cumhurbaşkanından
fazla para ödendiği ortaya çıkar ama... İlaçtaki üçkağıtları duyunca
aklıma Prof. Dr. Osman Altuğ'un yıllardır tekrarladığı sözleri geldi.
Osman hoca şöyle diyordu: Türkiye'de herkes götürüyor.
Alışverişlerinde fatura talep etmeyenler bile bir şeyler götürüyor
demektir. Mesele, kimin ne kadar götürdüğündedir. Dürüstlük ateşten
gömlek olmuş. |
|
(YENİ ŞAFAK) |
|
|
|
- İlaç yok, kuyruk
çok |
|
Başbakan Tayyip
Erdoğan'ın, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devredilmesi ve
sağlık reformuyla ilaç sıkıntısının sona ereceği, kuyrukların
biteceğine ilişkin açıklamalarına karşın getirilen düzenlemeler sağlık
sektöründeki sorunları çözmedi.
Erdoğan, şu açıklamaları yapmıştı:
• Çok ciddi bir kurumsal bütünleşme yapılıyor. Ama bu kurumsal
bütünleşmenin yapıldığı dönemde yardımcı olması gereken merciler,
yardımcı olması gerektiği yerde maalesef engelleme veya zorlaştırma
politikalarının içine giriyorlar. Bu millet bizim milletimiz. Eğer
harcamalarına varıncaya kadar iyi değerlendirdiğiniz zaman atılan
adımın ne kadar isabetli olduğunu göreceksiniz. Kısa bir zaman içinde
sistem oturacak, bundan hiç endişemiz yok.
• Bizler bu adımları atmadığımız zaman, bu konuyu eleştirenler
gelsinler buna şimdi sahip çıksınlar. Böyle olumsuz bir yaklaşım
sergilemek ülkemiz için isabetli bir adım değil. Allah aşkına
soruyorum. Eczane hastanenin içinde olduğunda bunu eleştirenler, ''SSK'li
hastalar serbest eczaneyi niye kullanamıyor'' diyenler şimdi niçin
alınan bu karara sahip çıkmıyorlar soruyorum. Halkımızın ortak bir
talebi olduğu için bu yasayı çıkardık. Yalan, yanlış haberler
uydurmanın anlamı yok. İstanbul, Ankara gibi illerde sistemden
kaynaklanan bazı sıkıntılar olabilir. ''Bu reçetedeki ilaç yok''
dedirtmeyeceğiz.
• Biz, SSK hastaneleriyle Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerin
birleşeceğini söyledik. Ana muhalefet ''olmaz'' dedi, ama oldu.
Vatandaş ilaç için kuyruğa giriyordu, ilaçların tamamını alamıyordu.
''Eczanelerin kapısı SSK'liye de açılacak'' dedik. ''Olmaz'' dediler,
ama biz başardık. SSK, BağKur, Emekli Sandığı birleşecek dedik.
''Olmaz'' dediler. O da oldu. Yavrular artık hastanelerde rehine
kalmayacak. ''Bu maliyetin altından kalkılmaz'' dediler, ama
hesabımızı iyi yaptık.
• Bundan böyle Emekli Sandığı mensubu nasıl serbest eczaneden ilacını
alıyorsa, SSK'li de serbest eczaneden ilacını alacaktır.
|
|
(CUMHURİYET) |
|
|
|
- İlaç ve Tıbbi
Cihaz Kurumu Yasası sektörün sorunlarını derinleştirecek |
|
NECİP ÇAKIR
Türk ilaç pazarı 2006 yılında 7,3 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştı.
Tıbbi cihazlar da katıldığında sektörün büyüklüğü 10 milyarı aşıyor.
Sağlık Bakanlığı, hızla büyüyen ilaç sektörü için yeni bir yasal
düzenleme üzerinde çalışıyor. Konuyla ilgili bir yasa tasarısı taslağı
hazırlayan Bakanlık, ilaç ve tıbbi cihazlarla ilgili yasal
düzenlemeleri birleştirmeyi hedefliyor. Buna göre ''İlaç ve Tıbbi
Cihaz Kurumu'' kurulacak. İlaç ve tıbbi cihazların ruhsatlarından
fiyatlarına kadar tüm düzenlemeleri bu kurum yapacak. Türk Eczacıları
Birliği (TEB) sektörde değişiklikler yapması beklenen yeni
düzenlemenin mevcut haliyle yasalaşması durumunda sorunların
çözülmeyeceğini, aksine daha da artacağını ileri sürüyor. TEB Başkanı
Mehmet Domaç. Sektöreel'in konuyla ilgili sorularını cevaplandırdı.
Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ''Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz
Kurumu Yasa Tasarısı Taslağı''nın mevcut haliyle yasalaşması halinde
ilaç ve eczacılık hizmetleri bundan nasıl etkilenir? Mevcut tasarıda
desteklediğiniz ve karşı çıktığınız hususlar nelerdir?
İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Kanun Tasarısı'yla, tıbbi ürün ve ilaçların
kullanıcıya ulaşmasına kadar geçen süreçte her türlü düzenleme ve
denetlemeyi yapmaya yetkili bir kurumun kurulması amaçlanıyor. Fakat
tasarı aynı zamanda ilaçlarla ilgili 984 ve 1262 sayılı yasaların
düzenleme alanlarına da girmektedir. Ona rağmen bu yasalarda yer alan
ve hayati öneme haiz, bazı maddeler taslakta yok. Bu nedenle, 984 ve
1262 sayılı yasaların kaldırılmaması gerekmektedir. Aksi takdirde
doğacak boşluk büyük sıkıntıya neden olur. Örneğin, ilacın eczaneden
halka ulaştırılması, ilaca reklam yasağı gibi maddelerin yerine
maddeler konulmadığından, ayrıca ilaçla ilgili cezai hükümleri
düzenleyen bölümler yeni yasada olmadığından, 984 ve 1262 sayılı
yasaların yürürlükten kaldırılmaması gerekiyor. İlaçla ilgili
düzenlemeler keyfiyete bırakılmamalıdır. Yasa tarafından
belirlenmelidir. Taslak ile oluşturulan ve idari-mali açıdan özerk ve
özel bütçeli kuruluşa Sağlık Bakanlığının bu konudaki yetkileri
devredilmektedir. Bütçeden alınan pay dışında üreticilerden binde beş
oranında kesinti, kuruma aktarılacaktır. Daha önce olmayan bu kesinti,
kuruluşun temel amaçları ile de çelişmektedir. Bu açılardan bizim
taslağa ilişkin genel değerlendirmemiz, eksiklerin olduğu ve yeterli
olmadığı, mevcut düzenlemeleri değiştirdiği takdirde sektörün
sorunlarını gideremeyeceği, görev ve sorumlulukları net olmayan bir
kurumun sorunları çözmek yerine yeni sorunlara neden olacağı
şeklindedir.
Reçetesiz ilaçların marketlerde ele satılabilmesi ve zincir
eczanelerin açılmasına izin verilmesi ile ilgili tartışmaları nasıl
yorumluyorsunuz?
Tezgah üstü ilaçlara reklam promosyon izni gibi konularda atılan
adımlar hem ilaçların bilinçsiz tüketimini gündeme getirmekte hem de
ilaç fiyatlarını artırıcı bir işlev görmektedir. Bu nedenlerle biz
ilaçların reçete dışına çıkartılmasına karşıyız. Hem yasal olarak, hem
verilen hizmet hem de insan sağlığı bakımından bu doğru bir yaklaşım
olamaz. Zincir eczane olgusuna şiddetle karşıyız. Eczanenin sahibi
eczacı olmalıdır. Zincir eczane, sağlık sistemi zincirinin bir
halkasının kopması anlamına gelir. Tekelleşme nedeniyle eczanelerin
yaygınlığı azalır. Dolayısıyla özellikle yoksul kesimler ve kent
dışında yaşayanlar eczane hizmeti alamaz duruma gelir. Ayrıca zincir
eczane sahibi holdinglerin piyasadaki gücü de artacağından ilaç
fiyatlarının belirlenmesinde etkin aktörler konumuna gelebilirler ki,
bu da ilaç fiyatlarını artıran bir işlev görebilir. Diğer yandan
eczacılık bir uzmanlık işidir. Ticari sermaye sahiplerinin eczane
açması, uzmanların ise açamaması, eczaneyi bir ticarethaneye
dönüştürür.
Türk ilaç sektörünün içinde bulunduğu en büyük sıkıntılar neler?
Aşılması için neler yapmalı?
Son dönemde eczacıların yaşadığı en büyük sorun, geri ödeme
gecikmeleridir. Aslında bu sadece son dönemin problemi değil. Çok uzun
zamandır eczacılar dönem dönem bu sıkıntı ile karşı karşıya kalıyor.
Bugün, eczacılar kurum ödeme gecikmeleri nedeni ile eczacılık
hizmetini artık sürdüremeyecek durumdadır, Anlaşmalı olduğumuz
kurumların hiçbiri ödemeleri zamanında yapmıyor. Yeşil kart ödemeleri
ile ilgili olarak uygulamanın başladığı ilk dönem hariç, sürekli
sıkıntı yaşıyoruz. Fakat son gelinen durumda ödeme gecikmesi zaman
zaman bazı illerde 180 günü buldu. Bu, eczacı için oldukça zorlayıcı
bir rakam ve altından kalkılamayacak bir süre. Sonuç olarak sattığınız
bir şeyin parasını alıcı 90 gün sonra vereceğini söylüyor; ama aradan
270 gün geçtiği halde herhangi bir ödeme yapmıyor.
Diğer yandan, insanların ilaca erişimi arttığı için ilaç pazarı
büyümeye başladı. Hastane eczanesinden ilaç almayan SSK'lılar serbest
eczanelerden ilaç almaya başladılar. Diğer yandan, SSK hastanesinden
yararlanamayanlar, devlet hastanelerinde tedavi görmeye başladılar. Bu
ülkemiz açısından çok sevindirici bir gelişmedir. İşin bu yönüne
sağlık çalışanları olarak biz de seviniyoruz. Herkesin de sevinmesi
gerektiğini düşünüyoruz. Devletin ilaç harcamalarını artırıyorsunuz
diye bağıranlar kadar Türkiye ekonomisini düşünmüyor değiliz, ama
insan sağlığını daha çok önemsiyoruz.
Eczacılar açısından 2006 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kayıplarınız ve kazançlarınız neler oldu?
2006 yılı eczacılar açısından çok parlak bir yıl değildi. Daha önce de
belirttiğim gibi, bu yıla da damgasını ödeme gecikmeleri vurdu. İlaç
harcamalarının yüzde 85’ini kamu yapıyor. Ödeme gecikmesi demek, geri
kalan yüzde 15 ile 120 bin kişinin istihdam edildiği bir alanda
mucizeye zorlanmak demek. Eczacılar bu sabrı gösterecek ve bu kadar
bekleyerek aynı zamanda hem kendilerini hem de eczane çalışanlarını ve
onların ailelerini geçindirecek finansal güce sahip değiller. Bu
bakımdan 2007 yılında ödemelerin bir an önce düzene konulması
gerekiyor. 2006 yılında diğer bir hayal kırıklığımız ise uzun zamandır
üzerinde çalıştığımız ve beklediğimiz 6197 sayılı Eczaneler ve
Eczacılık Hizmetleri Hakkında Kanun'da çağın gereklerine uygun
değişikliklerin yapılması idi. Bu değişiklik yapılamadı. Biz yasamızın
eczacılık hizmetlerini ve eczacı odalarımızın işlevlerini budamadan,
bir an önce çıkmasını istiyoruz. |
|
(ZAMAN SEKTÖREEL
EKİ) |
|
|
|
- SES: Sağlık
çalışanlarının Beyaz G(ö)revine hastalar da katılacak |
|
Türk Dişhekimleri
Birliği (TDB), Türk Tabipler Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet
Emekçileri Sendikası (SES) ve DİSK Dev- Sağlık İş'in tüm yurtta
gerçekleştirecekleri Beyaz G(ö)rev eylemine Türk Eczacıları Birliği,
Türk Hemşireler Derneği, İstanbul Eczacılar Odası, KESK, TMMOB gibi
çok sayıda meslek örgütü ve ÖDP, CHP, SDP gibi siyasi partiler de
destek verecek.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Merkez Yönetim
Kurulu, bugün tüm sağlık çalışanlarının yapacakları ''Beyaz G(ö)rev''
eylemine hasta ve hasta yakınlarının da katılacağını bildirdi. SES
açıklamasında, "14 Mart, herkese eşit, ücretsiz, nitelikli,
ulaşılabilir sağlık hizmeti talebimizin toplumla buluştuğu bir gündür.
Sağlık ocaklarının kapatılmasına, hastanelerin işletme haline
getirilmesine, Iiyakata göre değil sadakata göre atama yapılmasına,
radyoloji çalışanlarının çalışma sürelerinin uzatılmasına, ithal hekim
yasasına, güvencesiz çalıştırmaya ve ilaç kısıtlamalarına karşı
toplumsal görevimizi yerine getireceğiz" denildi. Açıklamada eylemin
yasal ve meşru sınırlarda olduğu kaydedilerek, Sağlık Bakanlığı'nın
sağlık emekçilerini anlamaya çalışmak ve birikmiş dağ gibi sorunlara
çözüm üretmek yerine yasa ve yönetmelikleri hiçe sayarak tehdit
etmesinin eylemlerini engelleyemeyeceği belirtildi.
TEHDİTLERE ALANLARDA CEVAP
“Bakanlığın keyfi davranışlarını kınıyoruz" denilen açıklamada,
bakanlık tarafından yapılan ''eyleme gitmeyin'' biçimindeki tehdit ve
şantajlara en iyi yanıtı yüzbinlerce sağlık emekçisinin bugünkü
eylemle vereceği ifade edildi. |
|
(BİRGÜN) |
|
|